18 Mayıs 2012 Cuma

Farkında mısınız? UYUYORSUNUZ...!!!


İnsan, beden deneyimi yaşayan ruhsal bir varlıktır.

Yüzyıllardır bize sınırlı bir yapı olduğumuz, spiritüel deneyim yaşayan bedensel varlıklar olduğumuz öğretildiği için bu bakış açısı hepinize garip geliyor olabilir. Gerçekten herhalde kendimizi tanımaktaki ilk basamak bu bilgiyi anlamaktan geçiyor. Yavaş yavaş bu devrimci bakış açısını gözden geçirelim. Ben yani "İnsanoğlu" çok katmanlı bir yapı. Bir çok boyutsallığı deneyimliyoruz aynı anda. Bir tarafımız dualitenin hakim olduğu dünyasal deneyimi deneyimlemeye çalışırken, bir yanımız herşeyin üstünde, zamanın, dualitenin olmadığı bir alanda sonsuz yaratıcı potansiyel taşıyan tanrısal bütünü deneyimliyor. Bu iki yanımız aslında bir bütün olmasına rağmen insan deneyimini layıkıyla yaşabilmek için plan gereği arada bir perde mevcut.

Biz doğduğumuzda tam bir bütünlük içinde deneyime başlarken yavaş yavaş gerçek yapımızı unutup, daha doğrusu unutturulup toplumsal bir varlık haline dönüyoruz. Maddesel dünyanın çekiciliğine kapılıp sadece beden olduğumuz illüzyonuna kapılıyoruz. Hayat gailesi denilen kaotik süreçlerden geçip milyonlarca konuyu deneyimliyoruz. Kendimize yapay bağlılıklar, bağlantılar oluşturup, özümüzün potansiyellerinden bihaber şekilde süreci tamamlıyoruz.

Son model donanımlı, yüzlerce fonksiyonu olan bir arabada 10 km hızla gitmekten farkı yok bu gidişin.
Kendimizin ne olduğunu bilmeden yaşıyoruz. Maddesel hapishanelerde kendimizi kaybediyoruz. Özümüzden uzaklaşıyoruz.

Gerçeği bilmeyi reddederek, gerçeğin ne olduğunu unutarak, gerçeği yoksayarak yaşamayı seçiyoruz.
"Ben bütün bunları reddediyorum. Dünyadan başka bir hayat yok. Bugün varız yarın yokolacağız." diye düşünüyor olabiliriz. Veya bize dikte ettirilen dogmaların insanı güçsüzleştirici, kendi potansiyelinin farkına varmaması için uğraşan bilgilerini kabul ediyor olabiliriz.

Evrensel en temel yasayı unutmayalım. İnsan özgür irade sahibidir. Seçimlerini kendi belirler. Siz istemeden hiç bir bilgiyi kabullenme, inanma zorunluluğunuz yok. Bir tek noktayı unutmayalım ki Dünya yeni bir enerjisel düzleme geçiş aşamasında. Bu aşamaların zor dönemleri sadece kendi potansiyelini bilen insanlar tarafından kolayca geçilebilecek, ötesi ise karanlık.

Artık zamanı gelmedi mi?

Uyku sırasında insan üstbenliğinin ruhsal kapasitesinin %2' siyle yaşamını sürdürürken günlük hayatında yüzde kaçıyla yaşıyor?

Tahminlerinizi gözden geçirin.

%70-cevap hayır
%50-cevap yine hayır.
%100-kesinlikle hayır.
%10--Doğru cevap.

Normal bir insan ne yazık ki gerçek potansiyelinin %10'uyla tüm yaşamını sürdürüyor, gerekenleri yapıyor, işine gidiyor vs.vs.

%10 oldukça iyimser bir sayı, daha azıyla yaşayan milyonlarcasını da unutmayalım. Uyanık gezdiğini zanneden insanoğlu aslında tam bir uyurgezer olarak yaşamı sürdürüyor. Sistem çünkü sizin daha yüksek potansiyele ulaşmanızı istemiyor, çünkü gerçek gücünüzün farkına varmanızı istemiyor, çünkü sizin siz olmanızı istemiyor.

Saatlerin alarmları uyanma zamanının geldiğini hatırlatıyor. %100 ümüzü tekrar deneyimlemenin zamanını.
Başkalarının istediği kadar değil, kendi potansiyelimizin yettiği kadar yaşamanın tam sırası. Üst benliğimizin, boyutlar ötesi parçamızın rehberliğinden yararlanmanın, gerçeklere ulaşmanın, perdeleri kaldırmanın tam zamanı. Tüm evren harekete başlama kararınızın arkasından size destek için bekliyor. Her şeyin ateşleyicisi sizin kararınız.

17 Mayıs 2012 Perşembe

Gözlerimizi İyileştirelim...


Görmek en önemli lütuflardan biridir. 

Görme işlevi komplikedir ama biz bunu farketmeyiz, sadece  gözümüzü açar ve görürürüz. Ama zamanla işler karışır ve bu değerli armağanı kaybetmeye başlarız. Bu konudaki çalışmalar başlayalı 200 seneyi geçti. 

Uzmanlar , yaş ilerledikçe gözlerin bozulduğunu, gözlük kullanmaktan başka yapacak şey olmadığını  ve göz bozukluğu ilerledikçe gözlüğün de uygun aralıklarla değiştirilmesi gerektiğini savunuyorlar. Karamsar bir tablo ama neyse ki doğru değil.

Bu yüzyılın başlarında William H. Bates (1860-1931) isimli New York’lu bir göz doktoru görme alanının  sürekli değiştiğini keşfetti ve doğal görme biçimini irdeleyen çalışmalar yaptı.

Bu, Bates’in yaşlılık dolayısı ile kendisinde oluşan hipermetrobu (Presbyopia) iyileştirme çabalarının bir ürünüdür. Bates hayatı boyunca çeşitli göz hastalıkları karşısında çok kısa sürede başarıya ulaştı. Örneğin 1903 yılında okul çocuklarının miyop olmasını engelleyen basit bir teknik geliştirdi. 1912’de bu tekniğin New York’daki okullarda yaygınlaşmasıyla miyop çocuk sayısı %6’dan %1’e indi.
Ama hala acaba neden bu kadar çok çocuk gözlük kullanıyor? Tıp dünyasında, Dr. Bates’ in çalışmalarının hak ettiği ilgiyi görmüyor.Çünkü  bir sektörün önemli bir gelir kaynağının  ortadan kalkması anlamına geliyor bu tedavi yöntemi.
Amerikalı yazar Aldus Huxley, Bates Metodu ile göz bozukluğunu iyileştirdi ve yaşadıklarını 1975’de yayınladığı ‘Görme Sanatı’ isimli kitabında dile getirdi.

Mier Schuider isimli doğuştan kör bir genç adam, Bates Metodu ile görmeye başladı. Hayatını Bates Metodunun yayılmasına vakfeden Dr. R.S. Agarval Hindistan’da ‘Mükemmel Görme Alanı Okulu’nu kurdu ve katarakt, hipermetrop, astigmat, miyop... binlerce hastaya şifa dağıttı.

Buyrun bu çalışmayı öğrenelim, uygulayarak gözlerimizi iyileştirelim.
Gözlerinizle ilgili çalışmalar yaparken uygularken gözlüklerinizi veya lenslerinizi çıkarınız. Kendinize ait bir oda, evinizin bahçesi, evinizin balkonu, bir park ya da dere kenarı gibi kendinizi rahat hissedeceğiniz ve huzurlu bir şekilde kalabileceğiniz bir mekanda olmanız çalışmalarınızın verimini 4-5 kat arttırır.

Hatta çalışmalar sırasında huzurlu ve sakin bir müzik de dinleyebilirsiniz. Bu da sizin daha çok gevşemenizi ve rahatlamanızı sağlayacağından, yine çalışmalarınızın verimi artar.

Ayrıca çok önemli bir nokta daha var ; eğer göz numaranızın düşmesini veya gözünüzdeki başka bir rahatsızlığın (glokom, retinayla ilgili problemler, katarakt…) iyileşmesini istiyorsanız gözlüklerinizi veya lenslerinizi 1 numara kadar düşük olanlarıyla değiştirmelisiniz.

Hem numaranızı düşürmek isteyip hem de aynı numaralı camları kullanmaya devam ederseniz gözlerinizin iyi gören bir hale gelmesini nasıl bekleyebilirsiniz ki?

Beyninize iyi göremiyorum sinyali verip de gözlerinizin iyileşmesini sağlayamazsınız. Ancak düşük numaralı camlarla da görebildiği sinyalini verirseniz beyniniz ve bedeniniz bunu kabul eder ve gözlerinizi bir an önce iyileştirmek üzere harekete geçerler.

Zaten 2 hafta içinde emin olun gözleriniz yeni gözlük numaralarına alışacak ve onlarla da iyi görmeye başlayacaksınız. Tabii bu arada göz alıştırmalarını yapmaya da devam edeceksiniz.

Önemli bir şey daha: gözlüklerinizi sadece net görmediğinizde yapamayacağınız işler için kullanın. Yani bilgisayarda çalışırken, film izlerken, kitap okurken, araba kullanırken gibi… Diğer zamanlarda gözlüklerinizi çıkarın ve çok kısa bir zaman sonra gözlüksüz de yeterince net görmeye başlayacaksınız.

Deneyin ve kendi gözlerinizle görün. Bu deneyim gerçekten keyifli bir deneyim olacak sizin için. 
Hidroterapi (Su terapisi) - Ferahlık ve Tazelenme Hissini Gözlerinize YaşatınKendinize hazırladığınız rahat ortamınızda; İki cam kap alın ve birine sıcak su, diğerine ise soğuk su doldurun. Yalnız sıcak su elinizi içine rahatça sokabileceğiniz kadar sıcak olmalıdır. Gözlerinizi yakacak kadar sıcak olmamalıdır. Soğuk suyu ise musluktan doldurup içine 5-6 tane buz atın. Şimdi de iki tane küçük havlu alın ve birini sıcak su kabına, diğerini de soğuk su kabına daldırıp biraz bekleyin. Yanınıza da çalışmanın sonunda yüzünüzü kurulamak ve yüzünüze hafif hafif masaj yapmak için bir tane de kuru ve temiz havlu alın.

Şimdi sıcak su dolu kaptaki havluyu sıkıp düzleştirin ve iki gözünüzü, elmacık kemiklerinizi ve alnınızı örtecek şekilde yüzünüze koyun. Gözlerin üzerine ellerinizle baskı yapmadan, sadece havluyu yerleştirin. Derin derin nefes alarak ve yavaş yavaş bu nefesi vererek havludan gözlerinize gelen ılıklığı hissedin ve bu ılıklığın keyfini sürün. Yaklaşık 30 saniye havluyu tutun ve sırtınız, boynunuz dümdüz ve dik olacak şekilde oturun. Bu çok ama çok önemlidir. İçinizden gözlerinizin her geçen gün daha parlak gördüğünü ve rahat olduğunu belirten cümleler söylemeniz de gözlerinizi daha fazla rahatlatacaktır.

Şimdi de soğuk su kabının içindeki havluyu alın ve suyunu sıkıp havluyu düzleştirin. Havluyu daha önceki gibi gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye beklettikten sonra, sıcak su kabındaki havluyu alın ve sıktıktan sonra hiç beklemeden gözlerinizin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 30 saniye bekleyin ve soğuk su kabındaki havluya geçin.

Bu döngüyü toplam 5  dakika boyunca yapın.  Her seferinde, gözlerinizdeki serinlik ve sıcaklık sonrasında oluşan rahatlamayı, ferahlamayı hissedin ve tadını çıkartın. Gözlerinizin her an daha iyi gördüğünü ve gittikçe gözlerinizin gevşediğini kendinize hatırlatan cümleler söyleyin. 5 dakikalık süre dolduğunda, kuru olan  havluyla yüzünüzü kurularken göz çevresine hafif hafif masaj yapın. Gözlerinizi açtığınız zaman, gözlerinizin ve göz çevresinin ne kadar rahatlamış ve özgürleşmiş olduğuna şaşıracaksınız. Şimdi de 10 dakika kadar sessiz bir şekilde oturun ve etrafınızı bebeksi gözlerle seyredin.Bir şey görmeye çabalamadan sadece seyredin. En ufak ayrıntıları bile seyredin ve gözlerinizdeki ferahlığın ve rahatlamanın keyfini sürün.

Bu çalışmanın amacı; gözlerde biriken ve atılmayan zararlı maddelerin ve ölü hücrelerin boşaltım sistemine geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır. Ayrıca göz yuvarlağının dışındaki faydalı maddelerin, vitaminlerin, besin maddelerinin de göz yuvarlağına geçmesini sağlamak ve bu işlemi hızlandırmaktır.

Ayrıca bu çalışma sonucunda, göz merceğinin yumuşaması ve böylece göz merceğinin odaklanma mekanizmasının tekrar faaliyete geçmesi sağlanmaktadır. Ayrıca en büyük faydası da gözlerinizdeki gerginlik, stres, gerilim ve kasılmaları yok etmesidir. Gözlerinizden kaynaklanan baş ağrılarınız bir haftalık düzenli uygulamadan sonra, yavaş yavaş kaybolacaktır. Deneyin ve kendiniz görün. Günde en az iki kez bu 5 dakikalık muhteşem ferahlık deneyimini yaşayın…
Palming Çalışması -Karanlığın Getirdiği Netlik 

Şimdi ellerinizi birbirine sürterek iyice ısıtın, parmaklarınıza biraz masaj yapın. Parmaklarınızdaki ve ellerinizdeki gerginliği gevşetin. Biraz da omuzlarınızı, kollarınızı hareket ettirerek bu bölgelerdeki gerilimleri de gevşetin. Boynunuzu ve başınızı da hareket ettirin ve rahatlatın. Şimdi de sırtınızı gevşetecek birkaç hareket yapın ve vücudunuzun kalça yukarısında kalan bölgelerinin iyice gevşediğinden ve rahatladığından emin olduktan sonra rahat ve dik bir biçimde bir koltuğa oturun.

Oturduğunuz yer karanlık bir yer olursa, bu çalışma çok daha verimli olur. Ellerinizi iyice birbirine sürterek ısınmalarını sağlayın. Önünüze bir masa ve masanın üzerine de yüksek bir minder koyun. Bunun sebebi; kollarınızın yorulmamasını ve ağrımamasını sağlamaktır. Boynunuzu da dik tutacak şekilde, uygun yükseklikte bir minder koyun. Bu minderin üzerine dirseklerinizi koyun. İyice ısınmış olan ellerinizi, avuç içleriniz gözlerinizi karanlıkta bırakacak şekilde gözlerinizin üzerine koyun. Avuç içlerinizi  yuvarlak şekle getirdikten sonra gözlerinizin üzerine yerleştirin. Elleriniz göz yuvarlaklarınıza ve yüzünüzdeki kemiklere kesinlikle baskı yapmamalıdır. Tam anlamıyla bir pamuk yığınını gözlerinizin üzerine yerleştirmişsiniz gibi hiçbir baskı olmadan ve tamamen karanlık olacak şekilde ellerinizi yerleştirin ve bu karanlığı mümkün olduğunca uzun bir süre seyredin. İsterseniz yarım saat, isterseniz 1 saat, isterseniz daha da uzun bir süre yapabilirsiniz.
Sadece karanlığı seyrederek zihninizi sakinleştirin. Dışarıdaki her şeyin simsiyah olduğunu hayal edin. Evlerin, arabaların, denizlerin, gökyüzünün, kısacası her yerin ve her şeyin simsiyah olduğunu düşünün. Derin derin  ve sakin bir biçimde nefes alarak dikkatinizi bedeninizde gezdirin. Bunu ne kadar uzun süre yaparsanız  o kadar faydasını görürsünüz. Bitirmek istediğinizde, ellerinizi indirin fakat gözlerinizi açmayın. 
Bir süre de bu şekilde bekledikten sonra gözlerinizi açın ve aydınlık bir yere geçerek etrafınızı çocuksu gözlerle seyredin ve görüşünüzün ne kadar netleştiğine şaşıracaksınız.

Güneşin Gözlerinize Ne Kadar İyi Geldiğini Biliyor Musunuz? 

Bu çalışmaya başlamadan önce bir süre mutlaka palming yapılmalıdır. Daha sonra doğrudan güneş ışığı alabileceğiniz bir mekana geçin. Bu mekan, balkon ya da evinizin bahçesi olabilir. Gözlerinizi kapatın ve yüzünüzü güneşe doğru dönün. Temel yaşam kaynağı  olan güneşten faydalanın. Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11:00 ile 15:00 arasında bu çalışmayı yapmayın, sadece bu saatlerin dışındaki saatlerde yapın.

Şimdi bu durumdayken, yani yüzünüz, teninizi okşayan güneşe dönükken, sağ elinizin avuç içiyle sağ gözünüzü ışık gelmeyecek şekilde kapatın. Başınızı önce yavaş yavaş sağa doğru çevirin, sonra da sola doğru çevirin.  Bunu 2-3 dakika yaptıktan sonra sağ elinizi indirip, sol elinizle sol gözünüzü kapatın ve yine aynı başı döndürme hareketini 2-3 dakika yapın. Daha sonra da,iki eliniz aşağıda olacak şekilde, yani ellerinizle herhangi bir gözünüzü kapatmadan da bir kaç dakika başınızı sağa sola çevirme hareketini yapabilirsiniz. Bu arada gözlerimiz hep kapalı duruyor. Bu çalışmaya en azından sabah ve akşam 5'er dakika ayırmalısınız.

Bunu yaparken gözlerimize neler oluyor bir bakalım: Yüzünüz tam güneşe doğru dönükken gözbebeğiniz daralır, yüzünüz güneşten uzaklaştıkça ise gözbebeğiniz genişler. Böylece gözbebeğiniz bir daralır bir genişler. Lensiniz daha esnek ve aktif hale gelmeye başlar. Görüşünüz daha parlak olmaya başlar. Göz yuvarlağınızın büyük bir kısmı uyarılır ve güneşteki yararlı ışınları almış ve gözlerinizi beslemiş olursunuz. Bu çalışmayı 5 dakika yaptıktan sonra, daha az ışık alan bir yere geçin, hatta karanlık bir yer olması daha iyi olur. Hemen palming çalışmasına başlayın. Bitirdikten sonra gözlerinizi sakince açın ve etrafınızı seyredin. Gözlerinizdeki sakinleşmeyi, dinginliği ve canlılığı hissedebilirsiniz.

Ne kadar net gördüğünüze şaşıracaksınız. İşte, bu neşeyi tadın ve iyice yudumlayın. Bu çalışmları gözlerinizi iyileştirene kadar devam ettirebilirsiniz. Çok sürmeyecek.

Unutmayın tek şifa sizsiniz!

Sevgilerimle,

Not: Sevgili arkadaşım Sevim benimle paylaştı, kendisine hepimiz adına teşekkürü borç bilirim.

Ruh Eşiniz mi? Ruh İkiziniz mi ?


Hemen herkes ruh ikizini aradığını söyler. Kendisini en az kendisi kadar hatta kendisinden daha iyi anlayacağını umduğu ruh ikizini. Oysa ruh ikizi ile karşılaşmak, ruh ikizini bulmak çok nadir mümkün olabilecek bir durumdur. Birçoğumuzun bulduğunu sandığı şey eş ruhumuzdur ve eş ruh ile ruh ikizi arasında çok büyük fark vardır.

Eş ruh olmak ile ruh ikizi olmak aynı sanılan ancak biri diğerinden çok farklı kavramlardır. Ruh ikizleri bir diğer deyişle ikiz ruhların özü aynıdır. İki ayrı enerjiye bölünerek fiziksel bedenlerine kavuşmuş olan ruhlardır. Zıt kutuplar birbirini çeker teorisinin tersine aynı özün parçası olan bu iki ruh arasında çok kuvvetli bir çekim vardır ve her halükarda bir gün mutlaka karşılaşırlar. Bu karşılaşma onların tekamül sürecinin hızlanması ve bütüne ulaşılması için gereklidir. Eğer bu karşılaşma ikiz ruhlardan birinin ya da ikisinin henüz hazır olmadıkları bir zamanda gerçekleşirse; karşılaşma her iki taraf için de acı verici deneyimlere neden olacaktır.

İkiz ruhlar demek, eş yaşamlar demek değildir. İki enerjiye bölünerek beden bulan ikiz ruhlar birbirlerinden çok farklı hayatlar sürmüş/sürmekte olabilirler. Farklı deneyimlerle olgunlaşmış iki zıt karakter olma ihtimalleri de vardır. Buradaki ruh ikizi demek denk hayatlar demek değildir. Oysaki eş ruhlarda durum farklıdır.

Eş ruhlar ruh ikizleri gibi zıt değil tamamlayıcıdırlar. Eş ruhların birbirlerini tamamlama özelliği vardır çünkü eş ruhlar aynı titreşimlere sahiptirler. Eş ruhların yaşantısı uyum temeline dayanır ancak yapı değişkendir. Zaman içinde eş ruhlar erozyona uğrayabilirler. Değişken ve devingen olan zaman eş ruhların, ruhsal ihtiyaçlarının değişimi ile yaşananları sıradanlaştırabilir ve eş ruhların uyum temeli temelinden sarsılabilir. Hayat serüvenin içinde birden fazla eş ruhla karşılaşmak mümkündür. Ama ruh ikizi ya da diğer deyişle ikiz ruhlar nadir olarak vardır ve nadir olarak bir araya gelirler yani nadiren karşılaşırlar.

İkiz ruhlar karşılaştıklarında her iki taraf için de yoğun ve güçlü bir çekim söz konusu olur. Ancak bu çekim tutku diye tanımlanan duygu yoğunluğu değildir. Burada söz konusu olan her iki tarafın da birbirinin gözlerinde bir diğerinin yansımasının algılanmasıdır. İkiz ruhlar, karakter yapıları ve fiziksel özellikleri ile birbirlerine benzerler ancak fark kişiliklerinde saklıdır. İkiz ruhunuz kendisinden bahsederken, siz sizi anlattığı hissine kapılırsınız. Ruh ikizi olmak koşulsuz sevgiyi beraberinde getirir. O büyük karşılaşma anına kadar diğer kişilere karşı farklı davranan ruh ikizleri birbirlerine karşı aşırı derece de tahammüllü ve tolere edicidirler. Ruh ikizleri için önemli olan birlikte olabilmektir gerisi teferruattır. Koşulsuz, yargısız ve karşılıksız sevgi söz konusudur ki ruh ikizlerinin birbirlerinden vazgeçmesi de neredeyse imkansızdır. Çünkü vazgeçmek kendini terk etmekle eş değerdir ki bu söz konusu bile olamaz.

Ruh ikizlerini bekleyen çok büyük engeller vardır. Öncelikle taraflar için şartların olgunlaşmadığı zamanlarda ruh ikizleri birbirinden ayrı düşmek durumunda kalır ki bu çok acılı ve sancılı bir durumdur. Erken karşılaşan ikiz ruhlar aralarındaki çekimi anlamlandıramazlar. Tam da bu sırada hayat ya da şartlar ikiz ruhları birbirinden ayırmak için zaten durmaksızın çalışmaktadırlar ve dünya hayatında bir arada kalmaları zorlaşır ve ayrılırlar.

İkiz ruhlar ayrılık sonrası fiziksel ve ruhsal olarak çok sıkıntılı bir dönem geçirirler. Uzun süre ruhsal felç olma durumu yaşarlar ki ruhlarının ikizini kaybetmenin acısı dayanılacak gibi değildir.

Aşkı daha önceden deneyimlemiş dahi olsalar ikiz ruhlar bu tanıdıkları duygudan çok daha öte ve farklı bir bağ ile birbirlerine bağlanırlar. Adını aşk diye tanımlasalar da bu durum çok daha farklıdır. Ruh ikizleri kendilerini karşısındakinde bulmayı, ait olmayı ve ben kavramının yok olmasını yaşarlar. İkiz ruhlar çaresizliği, sabrı ve koşulsuz sevmeyi birbirlerinden öğrenirler.

Ruh ikizlerin bir araya gelmesinin mutlaka bir sebebi vardır. Temel nedenlerden biri koşulsuz ve ilahi sevgiyi öğrenmektir. İlahi sevgiyi öğrenmenin farklı yolları olsa da bu en etkili yoldur. Ruh ikizleri biri birinden farklı duygu yoğunluklarına sahip olabilirler. Bu farklılık zaman zaman farklı farkındalıklar gelişmesine neden olabilir. Ruh ikizine rastlayan kişi bazen yüreğindekini kendine bile itiraf etmekten çekinir. Kimi zaman sosyal konumu, kimi zaman da hazırlıklı olmamak gözünü korkutur ve kimseye zarar vermemek adına ruh ikizinden vazgeçer. Bu öyle bir vazgeçiştir ki ruh ikizi olmadan yaşamak kendi benliği olmadan yaşamak gibidir. Gönülleri, benlikleri, sahip oldukları her şey ruh ikizleri ile birlikte gitmiş, salt bir beden kendilerine kalmıştır. Şanslı olanlar bunu fark ettikleri zaman duygularını dinlemeyi öğrenirler ve uygun şartlar gelişirse tekrar bir araya gelebilirler.

Ruh ikizini bulmak koşulsuz olan sevgiyi yakalamak demektir. Koşulsuz sevgi; içinde çıkar barındırmayan, her hangi bir nedenden ötürü olmayan sevgidir. Eş ruhlar birbirlerini koşullu severler. Koşulsuz olarak sevgiyi yaşayabilenler sadece ruh ikizleridir.

Tekrar altını çizmekte fayda var, Ruh ikizleri nadir olarak vardır ve nadiren bir araya gelirler. Bu durumda eğer siz de bir gün ruh ikizinize rastlarsanız onu kaybetmemek için neyin ne olduğunu öğrenmenizde yarar var.

Dünya'da 2012 Yılında Neler Olması Bekleniyor


Yurtdışı internet sitelerinde yayınlanan ama Türkiye’de yayınlandığını görmediğim için sizlerin de bilgi sahibi olmanızı istediğim,çeşitli kaynaklardan topladığım bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.

1970′lerde Nixon kabinesinin üyesi olan Donald Rumsfeld’in gözetimi altında başlatılan Proje
Pegasus kapsamı içinde yeralan Farsight Enstitüsü’nde bir çalışma başlatıldı.Bu çalışmada
Hemi-Sync adlı bir meditasyon tekniğiyle gelecek yıllarda (örneğin 2012-13) neler olabileceği
hakkında bilgi alındı.

Amacı

* Uzaktan izleme verileriyle iklimsel ve gezegensel bir değişikliğin olup olmadığını araştırmak
* Birden çok olası gelecekler arasında,en olası geleceğin etkilerini görmek.

2008 yılında,psi yetenekleri güçlü 8 kişiye Dünya’da 9 farklı yer ismi ve hedef bir tarih verildi. Bu
hedef tarih 1 haziran 2013 öğlen 12:00...
Uzak izleyiciler (chronovisor ya da remote viewers) tarafından algılanan görüntüler şunlar,

* Yıkıcı güneş patlamaları
* Tsunamilere yolaçan bir meteorun varlığı
* Volkan patlamaları
* Kıyılara yakın yerlerde su yükselmelerine bağlı seller
* Aşırı güneş radyasyonları
* Fırtınalar ve diğer şiddetli hava olayları
* Kıyı bölgelerinde kendi kendilerine organiza olmaya çalışan mülteciler
* Hükümetlerin kurtarma operasyonları
* Gıda tedariki çalışmaları
* Ulaşım tedariki-Araba,otobüs,tren,uçak,kamyon yok
* Kıyı alanlarında bina kaybı
* Elektrik yok
* ABD elitleri kendileri için hazırlanmış yeraltı şehirlerine inmiş

Bunların gercekleşme olasılığının çok yüksek olduğu düşünüldüğünden alınan önlemler kanıt
olarak gösteriliyor.

Bu kanıtlar şunlar,

* ABD Uzay Mekiği projesini şubat 2011′de,güneş patlamaları,meteor ve uzaylı varlıkların zarar
vereceği düşüncesiyle sonlandırdı.
* Norvec’teki Svalbard küresel tohum deposu,küresel felaket sonrasında tarımı yeniden canlandırmak ve sağlamak amacıyla yapıldı ve BM tarafından kontrol edildi.
* Norvec’te 2.5 milyon kişiyi barındıracak bir yeraltı sığınağı yapıldı.
* ABD’de oturulması zor,soğuk bölgelerde dev yeraltı tesisleri yapıldı.Çin kendi büyük 
şehirlerinin altına olağanüstü büyüklükte metro kompleksleri inşa etti.Rusya,Moskova’da 2012′de tamamlanmak üzere 5000 nükleer bomba sığınağı yapıyor.Bunlar aynı zamanda acil barınak olarak kullanılabilir durumda ve gerekli olandan daha derin yerdeler.
* ABD FEMA kamplarına,milyonlarca ceset torbası ve milyon ton kuru gıda depoluyor.
* Google yeraltı üslerinin yerlerini haritalarda karartıyor.
* İnternet 2012′de bloke edilecek.Zuckenberg,site yönetmenin çok stresli bir hale geldiğini
Facebook’un 15 temmuz 2012′den itibaren kapatılacağını,bu tarihten sonra bütün fotoğraflar,
notlar,bağlantılar ve videoların silineceğini söyledi.15 Haziran’da Obama’yla biraraya gelecek
ve Facebook’un geleceğiyle ilgili önemli bir duyuru yapacak.
* İngiltere tanklarını depolanmak üzere Almanya’ya gönderdi.Ülkedeki deniz seviyesinin 
yükselmesi olasılığına karşı bir önlem olduğunu düşündürtüyor.
* Pek çok ülke vatandaşı,su seviyesi yükseldiğinde daha az etkilenecek diğer ülkelerden ev,
arsa satınalarak yerleşmeye başladı.Prens Charles birden Kazıklı Voyvoda ile kan bağı olduğunu hatırlayarak Romanya’ya kral olmak istediğini söyledi.İngiliz gazeteleri sonunda kral olabilecek diye dalga gectiler.Prens Charles 2 köyden ev aldı.
* NASA 2012-13 yılları arasında daha önce eşi benzeri görülmemiş bir güneş fırtınası 
olabileceğini açıkladı.

Alıntıdır...



9 Mayıs 2012 Çarşamba

Marduk ve Maya Takvimi

Marduk, son tahminlere göre 36 milyar km. uzaklıkta olup, güneşimiz etrafındaki bir turunu 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı varsayılan gezegendir. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır. 

Sümer yazıtlarında bu gezegene Geçiş Gezegeni anlamına gelen Ni.bi.ru denir. Babil astronomları ise ona, güçlü tanrıları Marduk'un adını verdiler. Mısır belgelerinde ise Milyonlarca Yılın Gezegeni diye geçiyor.

Gezegenin neden olduğu en büyük felaketin 13.000 yıl önceki Nuh Tufanı olduğu söylenmektedir. Son yörünge geçişini, MÖ 1649'da yapan gök cismi, Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır'dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.

Maya kozmolojisine göre içinde bulunduğumuz çağın, yani Beşinci Güneş'in bitiş tarihi olan 2012 yılının baş kahramanı yine bu gizemli gök cismidir. Mayaların takvimine göre Marduk'un dünyaya yaklaşma tarihi kesin. Binlerce yıl önce Meksika'da Mısır piramitlerine benzeyen dev anıtlar inşa edebilen Maya kavminin bu takvimi nasıl bir bilgiyle hazırladığı tam olarak bilinmiyor. Aynı tarihlerdeki Sümer, Akat ve Babil belgelerinde de aynı dev gezegenden ya da gök cisminden sembolik olarak söz ediliyor. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetmişlerdir. Bu tabletler şu anda İstanbul'daki müzelerdedir.

Bilim çevreleri tarafından son yıllarda Güneş Sistemindeki 10. gezegen olduğu belirlenmiş ve belirli aralıklarla Dünya'ya çok yaklaştığı tespit edilmiştir. Sümerler tarafından Nibiru olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görüntülenmiş ve NASA tarafindan KX76 adiyla kataloglanmıştır.

Marduk, 3 bin 600 yılda bir Dünya"ya teğet geçer. Maya takvimine göre yeni ziyaret 2012'de. Gezegenin neden olduğu en büyük felaket 13 bin yıl önceki Nuh Tufanı'ydı. Benzeri olabilir. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetti. O tabletler İstanbul'daki müzelerde.  Marduk, ikinci Nuh Tufanını mı yaşatacak?

"12. Gezegen Marduk" kitabıyla tanınan Zecharia Sitchin, Marduk'un 2010'lu yıllarda dünyanın yakınından geçeceğini ve bu esnada yeni bir "Nuh Tufanı'nın" daha yaşanacağını iddia ediyor.

Marduk gezegeninin yörüngesinin uzunluğu nedeniyle ancak 3 bin 600 yılda bir dünyayı ziyaret edebildiğine inanılıyor. Sümerler tarafından "Nibiru" olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia ediliyor. Maya takvimine göre, 2012 yılında dünyaya yakınlaşacak olan Marduk'un, tıpkı 13 bin yıl önce olduğu gibi dünyaya felaket getireceği öne sürülüyor.  Dünyada Nuh Tufanı benzeri yeni bir felakete yol açacağını öne sürdüğü, "12. Gezegen Marduk"u "meşhur eden" ünlü Rus araştırmacı-yazar Zecharia Sitchin oldu. 



Alıntıdır...

9 KEHANET

DOKUZ KEHANET ile birdenbire tüm ilgiyi üzerine çeken Redfield, Amerika'nın güneyindeki kırsal bölgede yaşıyor. The Celestine Journal adı altında yayınladığı aylık gazetede, dünyada meydana gelmekte olan ruhsal gelişmeler konusundaki son olayları yorumları ile açıklayan Redfield, bu kitabın devamı olarak Onuncu Kehanet ve kehanetlerin gizemi adlı kitapları yazmıştır.

Son yıllarda modern fiziğe, mistik dine ve psikolojiye duyulan ilgi, sonunda yeni bir mantık sentezine mi ulaşacak? Ruhsal Rönesans da denilebilecek bu senteze nasıl kavuşacağız? Gelecek yüzyıl Ruhsal Rönesans devri mi olacak?

DOKUZ KEHANET, hayatı tanımlayan 9 anahtar ile açılan, gizemli bilgilerden oluşuyor. Peru yağmur ormanlarında bulunan elyazmalarında ortaya çıkan bu bilgilerden yola çıkarak hayatımzda hala meydana gelen olaylarla nasıl bağlantı kurabileceğimiz anlatılıyor... 


Bu kitapta önümüzdeki yıllarda neler olacağı da şimdiden gösteriliyor. Bu kitabın yayınlanmasından sonra dünyanın geleceğinin tekrar gözden geçirilmesi gerektiği ortaya çıktı.

DOKUZ KEHANET, eski bilgilerin insanı ne derece etkilediğini, hayatta bulunmamızın nedenini berraklıkla algılayabilemeyeceğimizi de öğretiyor. Ayrıca öğretinin sağladığı yepyeni enerji ve iyimserlik, yarınlara çok daha sağlıklı adımlar atmamızı sağlayacak.

Kitabın Özeti

1. Bilgiler birbirini izler.Rastlantılara dikkat et, bu rastlantılar bize yaptığımız her şeyin altında daha başka şeylerin, ruhsal bir şeylerin yattığını duyumsatır. Rastlantıları ciddiye aldığımız zaman birinci bilgi oluşuyor.

2. İkinci bilgi, gerçeklerin farkındalığı üzerine kurulmuştur.Neden yaşıyorsun? bunu cevapla, dünya sadece ruhsal ve mistik anlamda çalışır. Maddesel olarak olanaklarla hayatta kalabileceğimize inandığımız için bunu sağlamak için, yerimizi sağlamlaştırıp, güvenliğimizi korumaya çalışırız ve tüm dikkatimizi evrenin kontrolüne odaklarız. Oysa şimdi ruhsal uyanış ve açıklığımız sayesinde gerçeklerin farkına varmaya başladık.

3. Bu bilgi, yaşama yepyeni bir bakış açısı getirmektedir. Fizik evreni TEK ve SAF bir ENERJİ olarak tanımlamakta ve bu enerjinin her nasılsa düşüncelerimize yanıt verdiğini söylemektedir.

4. Dördüncü bilgiye göre yaşamda enerji kısıntısı ancak daha yüksek bir kaynakla bağlantı kurduğumuz zaman tedavi edilebilir. Biz ona karşı açılabilirsek EVREN bütün gereksinimlerimizi sağlayabilir.

Enerjiyi önce besinlerden alırsın. Yiyeceklerden aldığın enerjiyi tümüyle özümseyebilmek için, önce yediklerini beğenmelisin. Lezzet bu işin anahtarıdır. Lezzetin tadına varmalısın.Yemekten önceki duanın sebebi de budur. Farkındalığı sağlar.Sadece yiyecek bulduğumuza şükretmek için dua etmeyiz, vücudun besindeki enerjiyi iyice özümsemesi için de dua ederiz.Yemek yemeyi bir deneyim haline dönüştürmek gerekir. Yemek yemek ilk adımdır, bu yolla kişisel enerjinizi arttırdıktan sonra, diğer nesnelerdeki enerjilere karşı daha duyarlı olabiliyorsun ve bundan sonra yemek yemeden bu enerjiyi özümsemeyi öğreniyorsun.

Çevremizdeki her şey enerjidir. Ne var ki; hepsinin türü değişiktir. İşte bu yüzden bazı yerler enerjiyi diğer yerlerden daha fazla artırır. Bu senin şeklinin uyumuna bağlıdır. Önce enerji alanlarını görmeye başlıyorsun, bunun için;

• Dikkatini çevreye yönelt.
• Enerji ile dolmaya başlayınca, çevrendekilerin nasıl göründüklerine bak.
• Bunu gördüğün her varlığı göz önüne getirerek yap.
• Eşsiz güzellikleri özümse.
• Bitkilerin ışımaya başladığını düşün.
• Ne kadar uzakta olursa olsun her şeyin yakınında olduğunu hisset, dokun, bağlantı kur.
• Nefes al ve enerjiyi içine çek. Bu noktada hissettiğin SEVGİ. Bunun için kendini zorlamaya gerek yok, o kendiliğinden ortaya çıkar.Sevginin içine girmesine izin ver. Nesnelerin (sadece nesnelerin değil aynı zamanda bunu insanlar içinde yapabilirsin) güzelliklerini, eşsizliklerini takdir edince enerji alıyorsun, hislerin sevgi düzeyine yükselince, gönüllü olarak enerjini geri veriyorsun. Bu mistik bir deneyimdir ve bunu kısacık bir ANda yakalayabilirsin. Bu herkesten ileriye sıçrayabilmek ve geleceğe göz atabilme durumudur. Bu durum ne yazık ki uzun süre korunamaz. Bilinci normal düzeyde olan bir insanla konuşmaya çabalayınca ya da halâ çatışmaların sürdüğü bir dünyada yaşamaya çalışınca, bu ileri durumdan sıyrılır ve tekrar kendi eski düzeyimize döneriz. Bundan kurtulabilmek için gördüklerimizi, hissettiklerimizi yeniden yeniden tekrar etmeliyiz. Böylece her seferinde biraz daha sonsuz bilince doğru ilerlemeye başlarız. Ancak bunu yaparken, enerji ile dolup yaşamayı bilinçli bir şekilde yapmalıyız.Çünkü rastlantıları sağlayan işte bu enerjidir ve rastlantılar sürekli bir temele dayanan, yeni bir düzeyi gerçekleştirmemize yardımcı olurlar.

5. Bu bilgi, insanların diğerlerini kontrol altına alıp, düşüncelerine hükmederek, enerjilerini çalmak eğilimi gösterdiklerini açıklar. Enerjimizin kesildiğini ve ondan yoksun kaldığımızı hissettiğimiz zaman hepimiz aynı şeyi yaparız. İnsanları ve durumları kontrol ederek enerjinin sana doğru akışını sağlamak için, dramalar yaratırsın. Dramalar şöyle sıralanır; acındırma, korkutucu, sorgulayıcı ve mesafeli. Mesafeli dramada, esrarengiz ve gizemli bir görünüm kazanıyorsun, kendi kendine ihtiyatlı davrandığını söylüyorsun, ama aslında bu dramanın içine başkasını çekip, sana ilgi göstermesini ümit ediyorsun. Ardından birisini bu dramanın içine çekince, açık davranmıyorsun ve gerçek duygularını anlamaları için karşındakileri zorluyorsun. Onlar senin gerçek duygularını anlamaya çabalarken, fazlasıyla ilgi gösterip, tüm enerjilerini sana yolluyorlar. Nedenli esrarengiz davranıp, nedenli ilgilerini çekersen, daha fazla enerji alırsın. Şayet kendimize dikkatle bakıp enerjiyi yönlendirmek için neler yaptığımızı keşfetmezsek, hiçbir ilerleme olmaz.
Sorgulayıcı dramadan enerji kazanan bütün insanların amacı ise, sorularıyla eşeleyip deşeleyip, diğerlerinin yaşantılarındaki yanlışları ortaya çıkarıp eleştirmektir. Bu dramayı hazırladıktan sonra, diğerlerinin yaşantılarını her açıdan eleştirirler. Eğer istedikleri kişiyi bu dramanın içine çekebilirlerse, hazırladıkları strateji başarıya ulaşır.Diğerleri ise birden bire sorgucunun karşısında kendilerini suçlu hissederler ve sorgucunun dikkatini çekecek hatalar yapmamak için, sorgucunun yaptıkları ve düşündükleri ile ilgilenmeye başlarlar. Sorgucu bu fiziksel saygı sayesinde gereksinim duyduğu enerjiyi sağlar.

Şayet biri sizi sözle yada fizik gücüyle tehdit edecek olursa, başınıza kötü bir iş geleceği korkusuna kapılır, ona zorla ilgi gösterip enerjinizi verirsiniz.Sizi korkutan kişi tarafından, saldırgan türden dramanın içine çekilirsiniz.Bu dramanın adı korkutucu dramadır.

Diğer yandan eğer birisi başına gelen bütün kötülüklerden sizi sorumlu tutar ve ona yardım etmediğiniz takdirde bu kötülüklerin başına gelmeye devam edeceğini söylerse, o zaman bu insan, acındırma draması ile enerjinizi çekiyor demektir. Burada dikkat edilmesi gereken konu dramaların karşı dramaları yarattığıdır.Örneğin mesafeli insanlar sorgucu insanları yaratıyorlar aynı şekilde sorgucu da insanları mesafeli yapıyor. Korkutucu da acındırma durumunu yaratıyor.

6. Geçmişi berraklaştırmak, bireysel yollarla çocukluğumuzda öğrendiklerimizi kontrol etmekle başlar.Dramaların farkında ol. Bunlardan bir kez kurtulduğunda, kendini daha yüksek seviyedeki evrimsel kimliğinde bulursun. Gözünü açıp gerçek kimliği bulmak gerekir.İnsanlar kendi tarihsel durumları içine doğarlar ve hayatta destekleyecek bir nesne bulurlar. Başka bir amacın peşinde koşan diğer bir insanla birlikteliği oluştururlar. Bu beraberlikten çocuklar doğar ve rastlantıların önderliğinde, bu iki durumu birleştirip daha yüksek sentezlere varırlar.Burada önemli olan, enerji ile her doluşta hayatı daha ileriye götürecek bir rastlantı meydana gelir ve bu düzeydeki enerji içselleştirilir. Böylece daha yüksek titreşimlerde varlık sürdürülür. İnsanlar evrimlerine böyle devam ediyorlar. Şimdiki süreçte bunun hızlandırılması gerçekleşecek. Bir kez hayatın ne olduğunu anlamak bu noktada önemli.
NOT: sık sık durup gerekli enerjini tekrar toplamayı sakın unutma. Her zaman enerji dolu ol ve sevgi konumunda kal. Bir kez sevgi konumunu elde ettin mi, hiç bir şey ve hiçbir kimse sendeki enerjiyi çekip alamaz. Aslında, senden taşan enerjinin yarattığı akıntı aynı oranda enerjiyi senin içine çeker. Enerjin asla tükenmez. Ancak enerjinin tükenmemesi için, hep onun işlevlerinin bilincinde olmalısın. Bu özellikle insanlarla karşılıklı etkileşim içindeyken çok önemlidir.

7. Yedinci bilgi de, nesnelerin dikkatimizi çekişinden, belirli düşüncelerin, bize rehberlik etme maksadıyla aklımıza gelişinden sözedilir.Yedinci bilgi, düşlerden söz eder, düşlerle kendi hayat öykümüzü kıyaslamamızı söyler. Yedinci bilgi bizim gerçekleştirdiklerimizden daha çok düşüncelerimiz olduğunu söyler. Bunları fark etmemiz için iyi bir gözlemci olmamız gerekmektedir. Aklımıza bir düşünce geldiği zaman NEDEN diye sormalıyız. Şimdi neden bu düşünce özellikle aklıma takıldı?Yaşam sorunumla bunun ne ilgisi var? Gözlemci durumuna geçince her şeyi kontrol etme gereksiniminden de kurtuluruz ve bu bizi evrimin akışının içine sokar. Bu noktada olumsuz düşünceler aklımıza gelince ne olur sorusu sorulabilir. Kötü bir şey olacağından korkmak, sevdiğimiz birisinin acı çekmesi ya da çok istediğimiz bir şeyi elde edememek gibi sorunlar aklımıza takılırsa ne olur?Yedinci bilgi, korku imajları belirir belirmez engellenmelidir, ardından da aklımıza iyi düşünceler getirmeliyiz der.Kısa süre sonra, olumsuz görüntüler hemen hemen hiç belirmezler. Seziler hep olumlu konularda olmalıdır, eğer olumlu imajlardan sonra olumsuz imajlar belirirse, bunları kesinlikle ciddiye almak gereklidir. Buna göre örneğin eğer aklına kamyon kazası geçireceğin gelmişse ve biri seni kamyonla bir yere götürmeyi teklif ederse reddetmelisin.

8. Sekizinci bilgi diğerleriyle kurulacak ilişkilerde enerjiyi kullanmanın yolunu gösteriyor.Enerjiyi nasıl yansıtacağını ve başkalarına bağımlılıktan kaçınmak gerektiğini söylüyor.Özellikle çocuklarla kurulan ilişkilerde, onların hatalarını sürekli düzeltmenin, onların enerjilerini tüketmek olduğu belirtiliyor. Çünkü bu durum onlarda kontrol dramaları yaratıyor. Sekizinci bilgi bize, gelişmeye başladığımız ilk andan itibaren, otomatik olarak karşı cins enerjisi almaya başladığımızı hatırlatır. Bu doğal olarak evrenin enerjisinden gelir. Ancak burada dikkatli olmamız gerekir, çünkü bir başkası gelip bu enerjiyi doğrudan bize vermeye kalkınca, biz hemen gerçek kaynakla bağımızı kesiveririz ve sonra gerileme başlar.
Bu noktada AŞKtan söz etmeliyiz. Aşk olduğunda, iki kişi bilinçsiz olarak enerjilerini birbirlerine verirler ve mutluluk ve neşe inanılmaz derecede artar, titreşimler yükselir. Ne yazık ki, insanlar kısa sürede birbirlerinden gelen bu enerjiye bağlanırlar ve evrenden sağladıkları enerjiyi keserler, oysa iki kişinin birbirine verecek yeterli enerjisi yoktur. Bir süre sonra birbirlerine enerji vermeye son verip, diğerinin enerjisini elde etmeye çalışırlar ve çocukluk dramalarının içine düşerler.Ve sonuçta ilişki giderek yozlaşır ve güç mücadelesine dönüşür. Aslında bu durumdan tam olarak kurtulmayı öğreninceye kadar alfabedeki C harfi gibiyizdir. Karşı cinsten kolay etkileniriz, onun yarım kalmış dairesi gelip bizimkiyle birleşir.Birbirimize enerji akıtmaya başlarız, gerçekte ise kendi dışında diğer yarısını arayan bir başka insanla birleşmiş oluruz. Karşıt cinsten birine bağımlı olmamızın nedeni, karşıt cinsin enerjisini elde etmek istememizdir. Halbuki, içimizdeki kaynaktan aldığımız mistik enerjinin hem erkek hem de dişi yönü vardır. Zamanla onun dışarı vurmasını sağlarız ama evrime ilk başladığımız sıralar çok temkinli davranırız. Bütünleşme işlevi zaman alır. Eğer olgunlaşmadan eril yada dişil enerjimiz için, insan kaynağı ile bağlantı kurarsak, evrensel kaynağın akışını durdururuz. Önce daireyi kendimiz bütünlemeliyiz.Evren ile bağlantımızı sağlamlaştırmalıyız. Bu zaman alır ancak bunu sağladıktan sonra yüksek ilişkiler kurabiliriz. Böylece bütünleşmiş bir insanla romantik ilişki kurduğumuzda süper-insanı yaratırız. Ama bu bizim bireysel gelişimimiz engellemez. Bu deneyime ilk başlarken, karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ilk günlerinde duyulan iyilik ve keyfin tadını, tek başına olduğun zaman çıkarmalısın. Onu içine almalısın.Bundan sonra gelişmeye başlarsın ve kendine uygun romantik ilişkiler sana ulaşır.

Gerçek enerji yansıtmasında bağımlılık ve bağımlı olma eğilimi yoktur. Çünkü insanların ikisi de gelecek mesajları beklemektedirler. Eğer konuştuğumuz, mesaj alıp verdiğimiz kişilerin dramalarına yanıt vermezsek, onların dramaları bozulur böylece bizde mesajı görebilme şansını yakalarız.Bunu yapabilmek içinde karşıdakinin oynadığı dramayı tanımlamamız gerekir. Bütün dramalar enerjiyi elegeçirmek için stratejiler uygularlar, dramayı tanımlayıp söylediğimiz anda bu oyun bozulur.

Unutmamamız gereken hayatta yolumuza çıkan herkesin bize bir mesajının olduğudur.Yoksa başka yola saparlar ya da bizden önce ya da bizden sonra o yoldan geçmeyi tercih ederler. Özellikle sorunumuz olduğunda, yanıtları bize verecek insanlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız her insanın bize bir mesajı vardır. Tesadüfi rastlantılar yoktur. Ama bu rastlantılara nasıl yanıt verdiğimizi, bize iletilen mesajları algılayabilme derecemiz belirler.Yolumuza çıkan biriyle o an yaptığımız sohbet o anki sorularımıza yanıt vermeyebilir ama bu yaptığımız sohbetin bir mesaj taşımadığı anlamına gelmez.

9. Dokuzuncu bilgi der ki; enerji düzeyimiz arttıkça vücudumuzdaki atomların titreşimlerinin düzeyi de artar. Kısaca ruhumuzu arındırıp hafifleriz.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Düşüncelerimiz Nereden Geliyor.!!!

Eğer düşüncelerimiz kendi isteğimiz dışında, aklımıza bizim kontrolümüz olmadan geliyorlarsa, bu durumun arkasında bir tür zeka veya algının var olabileceğini veya var olduğunu söyleyebiliriz...

25 Nisan 2012 Çarşamba

4 Element, Evren ve Biz...

Tüm Evrenin dört element ve bu elementlerin birleşimiyle yaratıldığı söylenir. Bu dört element dört temel enerjiyi sembolize eder ve evrenden Dünya’mıza kadar her şey bu dört elementin farklı şekilleriyle meydana gelmiştir. Bu dört temel enerji; ateş, hava, su ve toprak olarak geçmektedir.

Bu dört elementi kontrol eden ve tamamlayan beşinci bir element olarakta ruh veya eter-esir geçmektedir. Evrensel düzende bunu incelersek evrendeki “ki” enerjisi ruh, yıldızlar ateş, gezegenler toprak ve kara delik ve diğer cisimler havayı sembolize eder. Bu sadece evren için geçerli değildir.

Ağaç örneğini vermek gerekirse, ağaçlar topraktan aldıkları mineralleri, yine topraktan aldıkları su ile bütünleştirir ve güneş ışığı ve karbondioksit ile besin sağlarlar. Mineraller toprak, kullandıkları su su elementi, güneş ışığı ateş ve karbondioksit havadır. Lakin bir ağacın “yaşıyor” olması o ağaçta bulunan beşinci elemen olan “ruh” sayesindedir.  Aynı şekilde insan vücudu içinde dört element şu şekilde sembolize edilir; Kan ateştir, beden topraktır, duygular sudur, nefesimiz havadır ve beşinci öz ise ruhumuzdur, dört elementin enerji devinimine olanak veren asıl kaynak.

Bazı kaynaklarda bu beşinci elemente cevher veya öz de denmektedir.

Dört elementin tesirini her yerde görebiliriz, çevremizde, duygularımızda, çakralarımızda, auralarımızda, yaşanan olaylarda, hatta hayatımızın bazı dönemlerinde. Ve bu dört elementin hem negatif hem de pozitif tesirleri mevcuttur. Ben bu dört element bize dört büyük bilgeliğin unsurlarını açıklar.

Hava

Hava bizim seçimler yapmamıza olanak veren zihin ile alakalıdır. Bu aynı zamanda bizim yükselişimizi ve tekâmülümüzden sorumlu olan irademizdir. İrade, Yaratıcı’nın bize verdiği en büyük hediyelerden biridir. Çünkü biz irademizle kararlar vererek tekâmül ederiz. Bu irademizi, zihin ve mantık çerçevesinde kullanarak sürekli yolumuzu aydınlatırız. Kuran’da bolca geçen “Düşünmez misiniz?” veya “Şüphesiz bunda, düşünenler (akıl sahipleri) için ibretler vardır” sözleri işte hava elementi ve düşünme ile alakalıdır. İçimizde bu elementin enerjisi dengeliyse, daha net bir düşünceye sahip oluruz ve bu da bizim farkındalığımızın gelişmesine olanak verir.

Havanın diğer olumlu özellikleri iyimserliktir. Bu düşünceyi yönlendirmeyle alakalıdır. İyimser olmak, en kötü anda bile pozitif olana odaklanabilmek demektir. Böylece içsel huzurumuzu koruyabiliriz.

Su

Su elementi duygularımızla, sevgiyle ve duygusal bedenimizle alakalıdır. Aynı zamanda su, sezgilerinde sembolü olmuştur. Su elementi bize merhamet ve hoşgörünün erdemlerini öğretir. Merhamet etmek ve herkese karşı hoşgörü göstermek insan sevgisinin temelidir. Ve bu da bize affetme erdemini öğretir. Karşımızdaki kim olursa olsun veya ne yaparsa yapsın, bilmeliyiz ki o kişiyi bu suça iten muhakkak dış durumlar söz konusudur. Burada o kişiyi dışlamak çözüm değildir, bu eylem sorunların sadece büyümesine olanak verir. Merhamet ve sevginin akışkan enerjisini yolladığımızda ise, tüm karanlıklar aydınlanarak, karşıdaki insanların algı seviyesini yükseltiriz. Bilhassa sevgi bulaşıcıdır. Bir kişiyi mutlak ve samimi bir şekilde sevdiğinizde karşıdakinin de size sempati duymaması mümkün değildir.

Aynı zamanda su bize akışta olmayı öğretir. Akışta olmak demek, hayatın gidişatına direnmeden ruhumuzun özgürce serbest kalması demektir. Bunu hızlı akan bir nehire benzetebiliriz, istediğimiz kadar ters istikamete yüzelim bu sadece kendimizi yormak demektir. Bizler bilinmezlikten korktuğumuz için akışa uymak yerine akışı kendimize uydurmaya çalışırız, hâlbuki bu gereksiz bir stresse sebebiyet verir. Sadece bırakın duygularınız ve ruhunuz bu muhteşem nehirde yüzsün ve o nehirle uyumlu olarak aksın. Kollarınızı açın ve değişimi, kaderin sizin için seçtiği yolu kucaklayın.

Ateş

Ateş aşkla, arzuyla ve derin isteklerle alakalıdır. Ateş elementi bize her daim cesur olmayı ve hayatın getirip götürdüklerine dair ayakta kalmayı öğretir. Bu cesaret, bizi koruyan ve iç gücümüzü ortaya çıkaran temel duygu halidir. Aynı zamanda bir şeyi güçlü bir şekilde istemekte yani derin arzu ve istekte ateşle alakalıdır. Bu bizim bir şeyi elde etmemizin sırrıdır.

Ateş aynı zamanda kalpte yanan aşkın ateşini anlatır bize. Aşkın ateşi, kalpleri yakar ve kavurur, pişirir ve ruhlarımızı olgunlaştırır. Bu ateş ruhu arındırır ve aşkın ateşinde yanmakta olan ruh diğer her şeyden arınıktır. Aşk ile gidilen yolda her daim kapılar açılır.

 Toprak

Toprak elementi bize sükuneti ve sessizliği anlatır. Mevlana’nın Hamuş halidir toprak. Sessizliğin bilgeliği diğer bilgeliklerden daha önemlidir. Çok konuşmak enerjiyi düşürür ve kelimelerin gücünü azaltır, az ve öz konuşmak ise konuşulan sözcüklerin daha yüksek bir enerjiyle yayılmasını sağlar. Kişi, ruhsal olarak tekâmül ettikçe, kelimelerle anlatabileceği deneyimlerde azalmaya başlar, yaşadığı haller o denli değişiktir, hiçbir sözcük anlatmaya yetmez. İşte bu durumda ruhsal olarak gelişen kişi sessizliğin bilgeliğini idrak etmeye başlar. Sessizlik, iç enerjiyi korur ve yaşanılan ruhsal deneyimin enerjisinin düşmesini engeller. Ayrıca herkes her sırrı ve bilgeliği idrak edecek seviyede değildir, bu durumda sessizliğin bilgeliği oldukça önemlidir. Bir bilgi, yeterli gelişimde olmayan birine sadece acı ve ızdırap getirebilir.

Toprak ayrıca ölmeden önce ölme deneyimini içerir. Hem varoluşu anlatır bize hem yok oluşu… Hem verimiyle tohumlara yaşam bahşeder, hem de ölü bedenlerimizin ev sahibidir.  Yok oluş ve varoluşun sırrına ve döngüsüne sahiptir. Doğum ve ölüm bilgeliğini öğretir bu sebepten dolayı.

Ayrıca tevazuyu anlatır. Tevazu içinde yürümeyi… Çünkü toprak ana, ayrım yapmaksızın tüm bereketini sunar insanlığa ve bizim ona verdiğimiz zararlara rağmen elinden geldiğince şefkatle ev sahipliği yapar. Bu yüzden tevazünün sırrı da topraktadır.

Elementlerin Gücü

Elementlerin hepsi dört temel enerjiyi anlatır ve bu dört temel enerji duygularımızda, hislerimizde ve hayatımızda mevcuttur. Dördü de çeşitli erdemleri öğretir ve anlatır bize. Yaşamın her zerresinde dört elementi ve beşinci element olan ruhu görebiliriz. Aynı şekilde ruhumuzda dört elementin enerjisini kullanmaya, dönüştürmeye ve onlarla bütünleşmeye muktedirdir. Bu çalışmalar elementlerin bilgeliğini kullanmamıza olanak verir. Mesela bir ateş elementi ile arınma çalışması yapabiliriz, toprak ve su elementi şifada kullanılır, hava elementi ile zihinsel çabukluluğumuzu yükseltebiliriz...

Alıntıdır....

11 Nisan 2012 Çarşamba

Tek Verilecek Hesap Bu Belki de...

Oturup geçmişten bu güne kadar  hayatınızı, yaşadıklarınızı, tecrübelerinizi hiç düşündüğünüz oluyor mu ? Neler geçiyor değil mi aklınızdan ah bu şöyle olsaydı bu böyle yapsaydı ve daha neler neler. Gerçi hep söylüyorum sürekli olarak geçmişini karıştıran veya geçmişte yaşayan insanların gelecekleri de olamaz evet çünkü bir insan sürekli geçmişi ile ilgileniyorsa ne yaratabileceği bir geleceği ve de şu andan alması gereken mutluluk, zevk ve tecrübeyi alamaz, sezgilerinin ona verdiği mesajları ve önüne çıkan yol ayrımlarını göremez.

Kendimizi geliştirmek yaşamın ana amaçlarındandır ve biz buna Tekamül diyoruz. Hem fiziksel dünya da hem de ruhsal alanda kendimizi geliştirmek zorundayız.

Peki madalyonun tersine, yani bu yolda (Tekamül) bizi engelleyen unsurlara bakarsak ne görüyoruz? Kendi kendimize koyduğumuz engellere baktığımızda, bizi durduran şeyler nedir dediğimizde, neden ilerleyemiyoruz dediğimizde ve bunları sıraladığımızda, nihai tek bir noktaya kadar geliyoruz.

Tembellik... Evet tembellik eğer tembelliği yenebilirsek her şeyi yenebilir ve karşımıza çıkan tüm engelleri aşabiliriz.Hayatımızdaki önemli şeylere, bizi ilerletecek unsurların hepsine baktığımızda ki bunlar nedir dersek;
Sevgi, Disiplin, Çalışmak, İlişkilerimiz, Aile ve daha bir çoğu... Sırf tembellik ettiğiniz için ne tür tecrübeler edindiğinizi düşünün. Hoş olmayan tecrübelerdi değil mi? Olumsuz olarak adlandırdığımız bu tecrübelerimizin kaynağına kadar indiğimizde ortaya tek bir neden çıkıyor. Tembellik...

Çekilmesi gereken acılardan kaçmanın, alınması gereken yolun uzunluğundan dolayı geride durmanın, sevgini getirdiği hoş olmayan tecrübeleri yaşayacak olmaktan korktuğumuz için geride durmamızın, ailemize yeteri kadar çaba ve vakit ayırmamamızın, kendi benliğinizin sınırlarını genişletmeye karşı duyduğunuz isteksizliğin hepsinin temel nedeni tembelliktir. Ve evet tekamül çaba gerektirir, düşünce sistematiğinizi değiştirmek çaba gerektirir, bir şeyleri biriktirmek için çaba gerekir, disiplin için çaba gerekir. Koyduğunuz hedeflere ulaşmak için çabalı olmalısınız.

Peki hadi düşünün ama kendinize dürüst olun. Bu güne kadar sırf zor geldiği için, güvenli ortamınızdan çıkacağınız için, nelerden vazgeçtiniz? Peki bu yaptığınıza ne isim sizce ne isim verilir? İncelendiğinde başarılamayan her şeyin temelinde Tembellik yatıyor, Adem ile Havva'ya kadar iniyor esasında konu. Neden bu ağacın meyvesini yememeliyiz diye Tanrı'ya neden sormadılar sizce?

Yapacağınız bir eylemin akıllıca veya duruma uygun olup olmayacağını kafasında tartarken, insanoğlu genelde Tanrının bakış açısını almayı ihmal eder. İçindeki Tanrıya, evet evet içindeki Tanrıya danışmaz ve onu dinlemez, hepimizin yaratılıştan içimizde bulunan doğruyu tanıma bilgisine kulaklarını kapatırız. İçsel tartışmalar yapmak enerji ve çaba gerektirir. Zaman ister içimizdeki ses de bize hep zor olanı seçmemizi söyler. Çok çaba sarf etmemiz gerekir biz ne yaparız sizce kolayı seçeriz, çünkü hepimiz tembeliz.

Şimdi bazılarınızın ben tembel değilim dediğinizi duyuyorum. Çok çalışıyorum haftada 40 saat, eve gidiyorum çaba sarf ediyorum hafta sonu çaba sarf ediyorum, çocuklarımla ilgileniyorum. Lütfen dürüst olup içinize bakın oralarda bir yerde gerçekte yapmanız gerekenleri içsel sesinizin size söylediklerini sırf zor uzun ve çok çabalı olduğundan veya sırf güvenli alanınızdan çıkacaksınız diye kulak arkası yaptığınız hiç olmadı mı?

Sevgilerimle,