25 Nisan 2012 Çarşamba

4 Element, Evren ve Biz...

Tüm Evrenin dört element ve bu elementlerin birleşimiyle yaratıldığı söylenir. Bu dört element dört temel enerjiyi sembolize eder ve evrenden Dünya’mıza kadar her şey bu dört elementin farklı şekilleriyle meydana gelmiştir. Bu dört temel enerji; ateş, hava, su ve toprak olarak geçmektedir.

Bu dört elementi kontrol eden ve tamamlayan beşinci bir element olarakta ruh veya eter-esir geçmektedir. Evrensel düzende bunu incelersek evrendeki “ki” enerjisi ruh, yıldızlar ateş, gezegenler toprak ve kara delik ve diğer cisimler havayı sembolize eder. Bu sadece evren için geçerli değildir.

Ağaç örneğini vermek gerekirse, ağaçlar topraktan aldıkları mineralleri, yine topraktan aldıkları su ile bütünleştirir ve güneş ışığı ve karbondioksit ile besin sağlarlar. Mineraller toprak, kullandıkları su su elementi, güneş ışığı ateş ve karbondioksit havadır. Lakin bir ağacın “yaşıyor” olması o ağaçta bulunan beşinci elemen olan “ruh” sayesindedir.  Aynı şekilde insan vücudu içinde dört element şu şekilde sembolize edilir; Kan ateştir, beden topraktır, duygular sudur, nefesimiz havadır ve beşinci öz ise ruhumuzdur, dört elementin enerji devinimine olanak veren asıl kaynak.

Bazı kaynaklarda bu beşinci elemente cevher veya öz de denmektedir.

Dört elementin tesirini her yerde görebiliriz, çevremizde, duygularımızda, çakralarımızda, auralarımızda, yaşanan olaylarda, hatta hayatımızın bazı dönemlerinde. Ve bu dört elementin hem negatif hem de pozitif tesirleri mevcuttur. Ben bu dört element bize dört büyük bilgeliğin unsurlarını açıklar.

Hava

Hava bizim seçimler yapmamıza olanak veren zihin ile alakalıdır. Bu aynı zamanda bizim yükselişimizi ve tekâmülümüzden sorumlu olan irademizdir. İrade, Yaratıcı’nın bize verdiği en büyük hediyelerden biridir. Çünkü biz irademizle kararlar vererek tekâmül ederiz. Bu irademizi, zihin ve mantık çerçevesinde kullanarak sürekli yolumuzu aydınlatırız. Kuran’da bolca geçen “Düşünmez misiniz?” veya “Şüphesiz bunda, düşünenler (akıl sahipleri) için ibretler vardır” sözleri işte hava elementi ve düşünme ile alakalıdır. İçimizde bu elementin enerjisi dengeliyse, daha net bir düşünceye sahip oluruz ve bu da bizim farkındalığımızın gelişmesine olanak verir.

Havanın diğer olumlu özellikleri iyimserliktir. Bu düşünceyi yönlendirmeyle alakalıdır. İyimser olmak, en kötü anda bile pozitif olana odaklanabilmek demektir. Böylece içsel huzurumuzu koruyabiliriz.

Su

Su elementi duygularımızla, sevgiyle ve duygusal bedenimizle alakalıdır. Aynı zamanda su, sezgilerinde sembolü olmuştur. Su elementi bize merhamet ve hoşgörünün erdemlerini öğretir. Merhamet etmek ve herkese karşı hoşgörü göstermek insan sevgisinin temelidir. Ve bu da bize affetme erdemini öğretir. Karşımızdaki kim olursa olsun veya ne yaparsa yapsın, bilmeliyiz ki o kişiyi bu suça iten muhakkak dış durumlar söz konusudur. Burada o kişiyi dışlamak çözüm değildir, bu eylem sorunların sadece büyümesine olanak verir. Merhamet ve sevginin akışkan enerjisini yolladığımızda ise, tüm karanlıklar aydınlanarak, karşıdaki insanların algı seviyesini yükseltiriz. Bilhassa sevgi bulaşıcıdır. Bir kişiyi mutlak ve samimi bir şekilde sevdiğinizde karşıdakinin de size sempati duymaması mümkün değildir.

Aynı zamanda su bize akışta olmayı öğretir. Akışta olmak demek, hayatın gidişatına direnmeden ruhumuzun özgürce serbest kalması demektir. Bunu hızlı akan bir nehire benzetebiliriz, istediğimiz kadar ters istikamete yüzelim bu sadece kendimizi yormak demektir. Bizler bilinmezlikten korktuğumuz için akışa uymak yerine akışı kendimize uydurmaya çalışırız, hâlbuki bu gereksiz bir stresse sebebiyet verir. Sadece bırakın duygularınız ve ruhunuz bu muhteşem nehirde yüzsün ve o nehirle uyumlu olarak aksın. Kollarınızı açın ve değişimi, kaderin sizin için seçtiği yolu kucaklayın.

Ateş

Ateş aşkla, arzuyla ve derin isteklerle alakalıdır. Ateş elementi bize her daim cesur olmayı ve hayatın getirip götürdüklerine dair ayakta kalmayı öğretir. Bu cesaret, bizi koruyan ve iç gücümüzü ortaya çıkaran temel duygu halidir. Aynı zamanda bir şeyi güçlü bir şekilde istemekte yani derin arzu ve istekte ateşle alakalıdır. Bu bizim bir şeyi elde etmemizin sırrıdır.

Ateş aynı zamanda kalpte yanan aşkın ateşini anlatır bize. Aşkın ateşi, kalpleri yakar ve kavurur, pişirir ve ruhlarımızı olgunlaştırır. Bu ateş ruhu arındırır ve aşkın ateşinde yanmakta olan ruh diğer her şeyden arınıktır. Aşk ile gidilen yolda her daim kapılar açılır.

 Toprak

Toprak elementi bize sükuneti ve sessizliği anlatır. Mevlana’nın Hamuş halidir toprak. Sessizliğin bilgeliği diğer bilgeliklerden daha önemlidir. Çok konuşmak enerjiyi düşürür ve kelimelerin gücünü azaltır, az ve öz konuşmak ise konuşulan sözcüklerin daha yüksek bir enerjiyle yayılmasını sağlar. Kişi, ruhsal olarak tekâmül ettikçe, kelimelerle anlatabileceği deneyimlerde azalmaya başlar, yaşadığı haller o denli değişiktir, hiçbir sözcük anlatmaya yetmez. İşte bu durumda ruhsal olarak gelişen kişi sessizliğin bilgeliğini idrak etmeye başlar. Sessizlik, iç enerjiyi korur ve yaşanılan ruhsal deneyimin enerjisinin düşmesini engeller. Ayrıca herkes her sırrı ve bilgeliği idrak edecek seviyede değildir, bu durumda sessizliğin bilgeliği oldukça önemlidir. Bir bilgi, yeterli gelişimde olmayan birine sadece acı ve ızdırap getirebilir.

Toprak ayrıca ölmeden önce ölme deneyimini içerir. Hem varoluşu anlatır bize hem yok oluşu… Hem verimiyle tohumlara yaşam bahşeder, hem de ölü bedenlerimizin ev sahibidir.  Yok oluş ve varoluşun sırrına ve döngüsüne sahiptir. Doğum ve ölüm bilgeliğini öğretir bu sebepten dolayı.

Ayrıca tevazuyu anlatır. Tevazu içinde yürümeyi… Çünkü toprak ana, ayrım yapmaksızın tüm bereketini sunar insanlığa ve bizim ona verdiğimiz zararlara rağmen elinden geldiğince şefkatle ev sahipliği yapar. Bu yüzden tevazünün sırrı da topraktadır.

Elementlerin Gücü

Elementlerin hepsi dört temel enerjiyi anlatır ve bu dört temel enerji duygularımızda, hislerimizde ve hayatımızda mevcuttur. Dördü de çeşitli erdemleri öğretir ve anlatır bize. Yaşamın her zerresinde dört elementi ve beşinci element olan ruhu görebiliriz. Aynı şekilde ruhumuzda dört elementin enerjisini kullanmaya, dönüştürmeye ve onlarla bütünleşmeye muktedirdir. Bu çalışmalar elementlerin bilgeliğini kullanmamıza olanak verir. Mesela bir ateş elementi ile arınma çalışması yapabiliriz, toprak ve su elementi şifada kullanılır, hava elementi ile zihinsel çabukluluğumuzu yükseltebiliriz...

Alıntıdır....

11 Nisan 2012 Çarşamba

Tek Verilecek Hesap Bu Belki de...

Oturup geçmişten bu güne kadar  hayatınızı, yaşadıklarınızı, tecrübelerinizi hiç düşündüğünüz oluyor mu ? Neler geçiyor değil mi aklınızdan ah bu şöyle olsaydı bu böyle yapsaydı ve daha neler neler. Gerçi hep söylüyorum sürekli olarak geçmişini karıştıran veya geçmişte yaşayan insanların gelecekleri de olamaz evet çünkü bir insan sürekli geçmişi ile ilgileniyorsa ne yaratabileceği bir geleceği ve de şu andan alması gereken mutluluk, zevk ve tecrübeyi alamaz, sezgilerinin ona verdiği mesajları ve önüne çıkan yol ayrımlarını göremez.

Kendimizi geliştirmek yaşamın ana amaçlarındandır ve biz buna Tekamül diyoruz. Hem fiziksel dünya da hem de ruhsal alanda kendimizi geliştirmek zorundayız.

Peki madalyonun tersine, yani bu yolda (Tekamül) bizi engelleyen unsurlara bakarsak ne görüyoruz? Kendi kendimize koyduğumuz engellere baktığımızda, bizi durduran şeyler nedir dediğimizde, neden ilerleyemiyoruz dediğimizde ve bunları sıraladığımızda, nihai tek bir noktaya kadar geliyoruz.

Tembellik... Evet tembellik eğer tembelliği yenebilirsek her şeyi yenebilir ve karşımıza çıkan tüm engelleri aşabiliriz.Hayatımızdaki önemli şeylere, bizi ilerletecek unsurların hepsine baktığımızda ki bunlar nedir dersek;
Sevgi, Disiplin, Çalışmak, İlişkilerimiz, Aile ve daha bir çoğu... Sırf tembellik ettiğiniz için ne tür tecrübeler edindiğinizi düşünün. Hoş olmayan tecrübelerdi değil mi? Olumsuz olarak adlandırdığımız bu tecrübelerimizin kaynağına kadar indiğimizde ortaya tek bir neden çıkıyor. Tembellik...

Çekilmesi gereken acılardan kaçmanın, alınması gereken yolun uzunluğundan dolayı geride durmanın, sevgini getirdiği hoş olmayan tecrübeleri yaşayacak olmaktan korktuğumuz için geride durmamızın, ailemize yeteri kadar çaba ve vakit ayırmamamızın, kendi benliğinizin sınırlarını genişletmeye karşı duyduğunuz isteksizliğin hepsinin temel nedeni tembelliktir. Ve evet tekamül çaba gerektirir, düşünce sistematiğinizi değiştirmek çaba gerektirir, bir şeyleri biriktirmek için çaba gerekir, disiplin için çaba gerekir. Koyduğunuz hedeflere ulaşmak için çabalı olmalısınız.

Peki hadi düşünün ama kendinize dürüst olun. Bu güne kadar sırf zor geldiği için, güvenli ortamınızdan çıkacağınız için, nelerden vazgeçtiniz? Peki bu yaptığınıza ne isim sizce ne isim verilir? İncelendiğinde başarılamayan her şeyin temelinde Tembellik yatıyor, Adem ile Havva'ya kadar iniyor esasında konu. Neden bu ağacın meyvesini yememeliyiz diye Tanrı'ya neden sormadılar sizce?

Yapacağınız bir eylemin akıllıca veya duruma uygun olup olmayacağını kafasında tartarken, insanoğlu genelde Tanrının bakış açısını almayı ihmal eder. İçindeki Tanrıya, evet evet içindeki Tanrıya danışmaz ve onu dinlemez, hepimizin yaratılıştan içimizde bulunan doğruyu tanıma bilgisine kulaklarını kapatırız. İçsel tartışmalar yapmak enerji ve çaba gerektirir. Zaman ister içimizdeki ses de bize hep zor olanı seçmemizi söyler. Çok çaba sarf etmemiz gerekir biz ne yaparız sizce kolayı seçeriz, çünkü hepimiz tembeliz.

Şimdi bazılarınızın ben tembel değilim dediğinizi duyuyorum. Çok çalışıyorum haftada 40 saat, eve gidiyorum çaba sarf ediyorum hafta sonu çaba sarf ediyorum, çocuklarımla ilgileniyorum. Lütfen dürüst olup içinize bakın oralarda bir yerde gerçekte yapmanız gerekenleri içsel sesinizin size söylediklerini sırf zor uzun ve çok çabalı olduğundan veya sırf güvenli alanınızdan çıkacaksınız diye kulak arkası yaptığınız hiç olmadı mı?

Sevgilerimle,

25 Mart 2012 Pazar

Ne İstiyorsunuz? Ondan Bolca Dağıtın.!!!

İnsanlar neden sevmekten korkarlar?

Acı çekme ihtimali bile, Egonuzun sizi geriye alma çabasından başka bir şey değildir.!!!

Bunun nedeni birini gerçekten sevdiğinde ve sevgini gösterebildiğinde (o seni çok sevse bile) insanın egosu gerilmeye ve erimeye başlar.  Ego ile birlikte birisini sevemezsin, çünkü Ego araya engeller koyar. Sen adım atmaya çalışınca, Ego sana birbiri ardına olumsuz düşünce gönderir ki seni geri alsın.

Biz zaman içinde ilerledikçe, hareket ettikçe, tecrübeler, aldığımız bilgiler ve yaşamın bilgeliğiyle birlikte yaşamın tozları, çöpleri de içimizde ruhumuzda birikir.

Biriktikçe de insanın etrafında (ruhun çevresinde) kırılıp atılması gereken bir kabuk oluşturur. Bu kabuğun kalınlaşmaması için de esasında her gün bilinçli bir şekilde çalışma yaparak bu kabuğun yıkanması ve temizlenmesi gerekir.

Ego sevmekten korkar çünkü sevgide yaşam, tepe noktasına ulaşır. Bununla birlikte yaşamda ulaşılan her tepe noktası sonrası (ölüm) zirve vardır. Tekamül boyunca birbirlerini takip eden ana gerçeklik durumu.

Sevgide ölür tekrar dirilirsin. Meditasyon yapmaya veya kişisel gelişim için çalışmaya karar verildiğinde ya da bir yol göstericiye (ustaya) teslim olmaya sıra geldiğinde ise yine aynı şey olur. Ego teslim olmamak için her türlü zorluğu, gerekçeyi yaratır: ''Bu konuyu düşün, enine boyuna düşün, bu konuda akıllı ol, ne gerek var şimdi düzenini değiştirmeye, bak zaten sana nasip olmaz elindekilerle yetin, akıllı ol''

Bir ustaya gelindiğinde ise, Ego yine şüpheci olur, tedirginlik yaratır. Çünkü yine sen yaşama geliyorsun, ölümün yaşam kadar canlı olacağı bir noktaya hızla ilerliyorsundur.

Ölüm ve Yaşam birlikte tutuşabiliyorsa güzel olan budur. Sevmekten korkmayın, yaşamdan korkmayın, vermekten ve almaktan korkmayın. Sevgi Yanınızda sadece fark edin.

NE İSTİYORSUNUZ? ONDAN BOLCA DAĞITIN...

Sevgilerimle,

24 Mart 2012 Cumartesi

Meditasyon

Meditasyon, bir şey üzerine saf niyet ile derin ve kapsamlı bir şekilde düşünmek demektir.

Duyulardan kaynaklanan düşüncelerin artık söz konusu olmadığı zihinsel hale Meditasyon denir.

Bir durum veya konuyla alakalı ve o konunun hakikatini bulmak amacıyla yapılan ruhsal bir yolculuk olarak da anlatılabilir. Ancak bunu sağlayabilmek için zihindeki diğer tüm düşüncelerden zihni arındırmak gerekir. İnsanlık kadar eski hatta evrensel bir değeri olan ruhsal bir araştırmadır.

Meditasyon esnasında, öğrenmek istediğiniz konu hakkında her hangi bir düşünme eylemi içinde olmamanız gerekir. Sorunun cevabı kendiliğinden gelir. Zihin ve beden daima serbest tutulmalıdır. Düşünceler kendi konusunun dışına çıkma eğilimi gösterirse, aklın müdahalesi ile gerçek konuya dönülür. Böyle durumlarda, asıl konu dışındaki bir düşünce gelirse (ki gelir) o gelen düşünceyi sorgulamadığınız takdirde, bir süre sonra düşünce kendiliğinden akar ve gider. Burada dikkat edilecek konu sükunet içinde kalabilmek ve ilgilendiğiniz konuyla ilgili size gelecek sezgileri fark edebilmektir.

Başta Hint dinleri ve Sufilik olmak üzere, hemen hemen tüm dinlerde meditasyondan yararlanmak için çok değişik teknikler geliştirilmiştir. Her dinin kendi kutsallığı içinde gelişen meditasyon teknikleri yaklaşık 70 adettir. Temel hepsinde yaklaşık olarak aynıdır, fakat amaç ve niyete göre ayrıntılar ilave edilmiştir.

Ana kaynak veya ruhsal rehberimizle irtibata geçme hali de diyebiliriz. Düşünce boyutunda başlayan istekler enerji olarak evrene gönderilir. Bu istekler, evrende niyetinizin ve isteğinizin ne kadar yürekten ( kalp, evet kalp!) olduğu ile orantılı olarak cevaplanır.

Özellikle gün doğarken ve batarken yapılan 30 ar dakikalık meditasyonların, bizi olduğumuz halden doğal olarak özümüzdeki gerçekle yani O nunla birleştirmesi için çok iyi bir yol olduğu bilinmektedir.

Spiritüel olarak büyümenin en hızlı ve kısa yolu meditasyon yapmaktır.

Meditasyon yapan kişilerin sağlıklı beslenmeye dikkat etmeleri hafif ve besleyici gıdalar almaları meditasyonun doyurucu ve sağlıklı olabilmesi için büyük önem taşımaktadır. Meditasyon için serin bir yer gerekir çünkü meditasyon sırasında beyin ısınır. En önemli konulardan biri ise Ateşli bir (olduğun hali) terk etme arzusu, yoğun bir özgürleşme isteği ve yüksek farkındalık yeteneği olmalıdır. Kişinin her şekilde sükunetini koruyabilecek soğukkanlı bir kişiliğe sahip olması da gerekir.

Her insan, muhtelif gizli güçlere ve yeteneklere sahiptir. İnsan bilgi ve güç deposudur. Tekamül ettikçe adım adım yeni yeni güçlerle ve yeteneklerle yüz yüze gelirsiniz. Böylece insan çevresini evrenin ve bütünün hayrına olmak kaydıyla değiştirip dönüştürebilir ve başkalarını olumlu yönde etkileyebilir.

Meditasyonda oturuş şekli herkesin sorduğu bir sorudur. Yatarak yapanlar da vardır ancak uykuya kolay geçiş yaptığından yatarak meditasyon tavsiye edilmemektedir. Lotus oturuşu en sağlıklı olandır ancak insan kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle de oturabilir.

Meditasyona başlarken sürekli olarak Tanrıyı düşününüz. Zihin daimi surette Tanrı'ya yönelik olmalıdır. Zihninize dünyevi şeylerin dolmasına izin vermeyiniz. Gerisi gelecektir.

Sevgiyle kalın,

Gizemin Tadını Çıkarın..!!!

Bırakın Dünya, siz, her zaman her şeyin farkında olmaya çalışmadan gelişsin. Mesela, bırakın ilişkiler öylece gelişsin, sonuçta her şey Tanrısal Düzenin bir parçası olacaktır. Bir şeyin işlemesi için çok fazla çaba sarf etmeyin, sadece oluruna (Akıştaysanız, kimse sizi durduramaz) bırakın.

Eşinizi, çocuklarınızı, büyüklerinizi, arkadaşlarınızı, patronunuzu veya her hangi bir kimseyi anlamaya çalışmayın, anlamak için çırpınıp durmayın, çünkü tam olması gereken tam da olması gerektiği gibi olacaktır. Sistem Tanrısal boyutta her zaman büyük bir mükemmellikle işler.

Beklentileriniz suya düştüğünde, her şeyi olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Rahatlayın oluruna bırakın, yol verin ve bazı isteklerinizin, Dünyanızın şu anda nasıl olduğundan ziyade nasıl olması gerektiğiyle ilgili olduğunu fark edin.

İyi bir gözlemci olun. Daha az yargılayın. Daha az eleştirin. Kıyaslamayın. Ve hiç bir şey için kimseyi suçlamayın. Daha çok dinleyin. Hepimizin her an hissettiği o büyüleyici gizeme ve belirsizliğe zihninizi açık tutun. Hayatta ki en büyük güvence hayatın belirsizliğinden zevk alabilmekte ve öğrenebilmekte yatar.

Her zaman, her şeyi isimlendirmekten, adını koymaya çalışmaktan ve tanımlamaktan vazgeçin.!!! Adı konulmuş, tanımlanmış hiç bir şey ebedi değildir. Bir şeyleri ezberlemek, kategorize etmek yerine, sadece görünenin ve o anda hissedilenin muhteşemliğini yaşamayı seçiniz. A nı yaşayınız.

Tüm dikkatinizi açık fikirli ve içinizdeki gizemi ortaya çıkartmak için kendinizi olan olaydan özgür bırakmaya verin. Bu duygunun bedeninizde kendisini nasıl gösterdiğini gözlemleyin. Belki midenizin içinde dolaşarak, kemiklerinizi sinirlerinizi gererek, kalbiniz de çarpıntıya neden olarak veya boğazınıza düğümler atarak. Unutmayın ki bu yaşınıza kadar başınızdan bir çok olay geçti çok defalar bu durumdan çok daha fazlalarını yaşadınız ve bu gün düşündüğünüzde hiç biri aklınıza bile gelmiyor hepsi zaman içinde aktı ve gitti.

Bedeninizin neresinde olursa olsun, bu olayın size bir şeyler göstermeye, öğretmeye çalışan bir öğretmen olduğunu düşünün ve olaya yargılamadan yaklaşın. Karşınıza ne çıkarsa çıksın onu kucaklayın. Yargılamadan, açıklamaya ve savunmaya çalışmadan olayı olduğu gibi kabul edin ve içinizdeki gizemle yüzleşin. Bu durum sorumluluk almayı gerektiren bir yükseliş durumudur. Ancak sorumluluklarınızı üstlenirseniz yükselebilirsiniz.

Tanrısal olan her şey adı konulamaz olandır. Siz de adlandırmaya çalışmayın...

23 Mart 2012 Cuma

Çakraların Önemi

Çakralar, varlığımızın büyüme ve sağlığını da  kapsayan çeşitli fonksiyonlarını kontrol eden hormonsal sistemdeki bir salgı beziyle yakından bağlantılıdır. Bu salgı bezlerinin fonksiyonlarındaki ağırlaşma ya da tıkanmalar, hayata bakışımız, ruh halleri ve davranışlar üzerinde etkiler meydana getirmektedir. Salgı bezleri beyine ve buradan da varlığımızın duygusal, zihinsel ve spiritüel yönlerine bağlıdır. Bu durumda çakralar, fizik bedenimizde bulundukları yerlerdeki meridyenleri, kendileriyle ilişkili olan duygusal ya da zihinsel hallere bağlayan iletkenler gibidirler. Bu, zihin ve beden arasındaki direkt ilişkinin bir örneğidir.

Kök Çakra 

Kök merkez anlamına gelir, kuyruk sokumuyla ve üreme organlarıyla bağlantılıdır. Beşeri potansiyelimiz, temel yaşamsal ihtiyaçlarımız, ilkel ya da içgüdüsel yönlerimizle ilgilidir. Kök çakranın rengi kırmızı’dır.

Tıkanması durumunda; cinsel güç kaybı, basur, kuyruk sokumu kemiği ağrısı, kalça kemiği ağrısı, romatizma ve düzensiz regl sorunları yaratır.

Yaratıcı / Sakral / Cinsel Çakra 

Omurga bölgesinde lumbar bölgesinde kesişir, dalak, böbrek ve pankreas meridyenleri ile bağlantılıdır. Bu şakraya karın çakrası da denir. Bedendeki şuursuz faaliyetler, cinsel dürtüler ve otomatik güdüsel ilişkilerle ilgilidir. Bu çakranın rengi turuncu’dur. Bu iki çakrada da en güçlü ve en sorunlu cinsel bağımlılıktan üreyen, karmanın tohumları saklanmaktadır.

Tıkanması durumunda; bel omuru sinirleri ve siyatik sinirinin deformasyonuna ve bununla ilgili olarak bacaklarda uyuşma ve güç kaybına neden olur. Böbrekler, rahim, idrar yolları enfeksiyonu, prostat gibi şikayetlerle kendini gösterir.

Solar Pleksus / Güneş Sinir Ağı Çakrası

Bu çakra böbreküstü bezler, adrenaller, mide ile ilişkili meridyenler'le bağlantılıdır. Başkalarına hükmetme, ben merkezci duygular, kendi kendine eş koşmayla ilgili olan bu çakrada duygulara ve imajinasyona bağımlılıktan üreyen karmanın tohumları saklanmaktadır. Bu çakranın rengi ise sarı’dır.

Tıkanması durumunda; sindirim sistemi ile ilgili sorunlar gelişir; karaciğer, pankreas, dalak etkilenir. Örneğin, gastrit, kolit ve ülser gibi rahatsızlıklar oluşur.

Kalp Çakrası 

Burada sevgi ve şefkatle ilgili tohumlar saklıdır. Bedenimizdeki timüs bezi, dolaşım sistemi, kalp adalelerinin meridyenleri bağlantılıdır.  Bu çakranın rengi de yeşil’dir.

Tıkanması durumunda; akciğer ve kalp hastalıkları, sırt ağrıları, kronik öksürük, astım, panik atak, nefes darlığı gibi hastalıklar ortaya çıkar ve sinir sistemi zarar görür.

Boğaz / İfade Çakrası

Bedenimizde tiroit beziyle bağlantılıdır. İletişim, ifade ve yüksek düşünsel süreçlerle ilgilidir. Burada arınmayla ilgili karma tohumları saklanır. Bu şakra solunum sistemi ve deriyi kontrol eder. Bedenimizdeki bağlantılı meridyenleri, akciğerler ve kalbe giden adalelerdir. Rengi ise acık mavi’dir.

Tıkanması durumunda; boyun omur sistemini, burun ağız ve ses tellerini etkiler, ense, boyun ağrısı, forenjin endokrinal sistemin bozulması, tiroit bezi hastalıklarına neden olur.

Üçüncü Göz / Alın Çakrası

Bu şakra hipofiz beziyle, salgılarla bağlantılıdır. Yüksek düzeyde kendi kendinin farkında olma, içsel vizyon, mutluluk, neşe, zihin gücüyle ilgilidir .Bilimsel araştırma, ruhsal uygulamalar ve bilgelik tohumları bu şakra da saklanmaktadır.Beyin ve tüm vücut sisteminin yönetici kanalıdır. Aynı zamanda idrar kesesi ve ince bağırsak meridyenleriyle bağlantıdır.Bu çakranın rengi çivit mavi’sidir.

Tıkanması durumunda; görme kaybı, sinüs, konsantrasyon bozukluğu, göz tansiyonu gibi hastalıklara neden olur.

Tepe Çakra

Epifiz beziyle bağlantılı olan bu şakra, kendini bilme, en yüksek şuurluluk ya da aydınlanma ile ilgilidir. Mor, bu çakranın rengidir.

Tıkanması durumunda; başla ilgili sorunlar ortaya çıkar. Migren, baş dönmesi, tümörler, sinirlerin aşırı hassasiyeti, uyku bozuklukları gibi hastalıklar tetiklenir.

Evlilikler ve Tekamül Yolculuğu

Gerçek Sevgi, karşısındakinin kendine özgü kişiliğine saygı duymakla kalmaz, bu farklılığı karşısındakini yitirmeyi ya da ayrılığı bile göze alarak geliştirmeye çaba gösterir. Hayatın nihai hedefi, her bireyin tekamülür; bu da zirvelere tek başına tırmanılan yalnız bir yolculuktur.

Dikkate değer yolculuklar, başarılı bir evlilik ya da başarılı bir toplumun sağladığı destek olmadan yapılamaz. Evlilik ve toplumun temel amacı da böyle bireysel yolculukları desteklemektir. Bunun için vardırlar.

Bütün gerçek sevgilerde olduğu gibi, karşısındakinin tekamülü için yapılan özveriler, insanın kendisinin de en az eşi kadar tekamül etmesiyle sonuçlanır.

İnsan tekamül yolculuğunda her zaman tek ve yalnız başına ilerler. Bu yolculuk evli bile olunsa, yalnız olmayı getiren gerektiren bir durumdur.

Eşlerimiz ve çevremizde bize yakın olan her birey, gerçek yaşam amacımızı desteklemek için vardırlar. Bu amaçla da sırf biz yolumuzu doğru seçelim diye karşımıza çıkarlar ve bizlere yolumuzu gösterirler.

Zaman zaman adı acı diye adlandırdığımız veya anlamlandırdığımız duyguların içerisine girmemize neden olurlar. Bir an durup bakmak gerekiyor ve doğru soruyu sormak gerekiyor.

'' BANA NE GÖSTERİLİYOR YADA BEN BU DURUMDAN NE ÖĞRENMELİYİM''

Bunu yaptığımız sürece gelişim, değişim ve tekamül kaçınılmaz olacaktır.

Sevgilerimle,

21 Mart 2012 Çarşamba

Değişim Olmadan, Gelişmek İmkansızdır...


Değişim olmadan gelişmek imkansızdır, zihinlerini değiştirmeyenler hiçbir şeyi değiştiremezler. Hadi düşünelim birlikte evinizin bir bahçesi var ve siz bahçeyi değiştirmek istiyorsunuz yada ilkbaharın geldiği şu günlerde balkonunuzda geçen yazdan kalan saksılara yeni çiçekler ekip görselliği arttırmak istiyorsunuz. 

Ne yaparsınız?

Önce bahçede tüm kış boyunca birikmiş olan çöpleri, kurumuş otları, solmuş rengini yitirmiş olan tüm eski çiçekleri söküp atarsınız öyle değil mi? Sonra bir süre havalandırmanız gerek toprağı ki tekrar içine hayat doğsun eskiden kalan her şey yitsin gitsin ve yenilensin. Sonra ne yaparız düzenleriz kafamızda nereye ne ekeceğimizi planlarız, hayal ederiz.  Peki bahçeyi temizlemeden yeni çiçekleri ekerseniz ne olur? Tüm yeni olanlar eskilerin karmaşasından daha çiçek bile açamadan boğulurlar, kaybolurlar.

Aynı şey hayal ettiğiniz hayatın yeni tohumları için de geçerlidir. Yeni hayatınız için eskisinden kurtulmanız şarttır. Arzularınızı ve isteklerinizi hayatınızın içine çekebilmek için gereken manyetik çekim gücüne ulaşmak ve yaratıcı bilinci harekete geçirebilmek için geçmişin sağlıksız unsurlarını hayatınızdan kazıp çıkartıp atmanız gerekir. Eskiyi çıkarıp attığınızda yarattığınız manyetik çekim gücü, gerçekten yaşamınıza çekmek istediklerinizi size getirecektir. Aksi hiç bir durumda isteklerinizi elde edemez hayal ettiğiniz başarıya ulaşamazsınız.

Kurtuluş, yukarıda da verdiğim örnek gibi bir kaç adımda gerçekleşir.  

Önce fiziksel olarak ( Fiziksel Kurtuluş ) yer işgal edenleri söküp atmanız gerekir. Evet zor bir iş biliyorum mücadele gerekiyor doğru, yılların kökleri oradan çıkartıp atmanız konusunda harcayacağınız çaba size zor, hatta çok zor geliyor. Bununla birlikte eskileri bahçeden söküp atmadıkça yenileri ekmeye çalışmak çok gereksiz bir uğraş olacak ve asla uzun süreli olmayacaktır. 

Bahçeyi fiziksel olarak söküp temizleseniz bile bahçenin eski fiziksel görüntüsü yıllardır zihninize kazınmış olduğundan yeni bahçeyi yapmadan önce zihinsel olarak da ( Zihinsel Kurtuluş ) kurtulmanız gereklidir. Bu da bir süre teklik bilincini yaşamayı gerektirir. Aksi durumda yeni düzenlenecek bahçe eskisine çok benzer olacaktır. Evet bu durumda sabır gerekiyor ve yine uğraşmak.

Bunların hepsi yeni bahçeniz için vereceğiniz sınavlardır. 

Şimdi karar verme zamanı ya camın önünde oturup eski bahçenin sararmış yer yer çoraklaşmış görüntüsü ile o camın bile önünden geçmeyeceksiniz. Ya da bırakın camın önünde oturup muhteşemliği yaşamayı seyretmeyi içinden çıkamayacaksınız. 

Karar her zaman insanoğluna bırakılmıştır.

Sevgilerimle,

19 Mart 2012 Pazartesi

Korkularınızı Kontrol Etmek.

Tüm davranış kalıplarının temeli, beynin çalışma sistematiğine dayanır.

Korkunun da bir sistematiği vardır. Eğer bu durumu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz “farkındalık” ta diyebiliyoruz. Farkındalık, bir açıdan da duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.

Farkındalık konusunda bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme, tanıma, öğrenme veya farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder. Öldüğümüzde ise kendimizi (öz) tamamıyla tanımış ve fiziksel olarak neden bedenlendiğimizi, neleri deneyimlediğinizi, ters motivasyonlara rağmen neleri anlamayarak deneyimleyemediğinizi de anlamış oluruz. Ne kadar enteresan bir durum değil mi?

Kişisel gelişim konusunda sadece beynin çalışma sistematiğini bilmek de yeterli olmuyor. Örneğin çakra bilgisi, bilinmesi gereken önemli konulardan sadece biri. Enerji nedir? Enerji vücudumuzda nasıl akar? Bilinçaltı negatif çekirdek inancımız nedir? Ne zaman ona sahip kılındık? Kim bu konuya destek verdi? Bu negatif çekirdek inanç bize hangi Yaşam Amacımızı göstermeye çalışıyor? Bunlar hep cevapları bulunması gereken sorular. Hadi devam edelim...

Duygularınızı kontrol edemezseniz duygularınız sizi kontrol eder.

Bu bir kuraldır. Ne yazık ki insanların % 99,9’u belki biraz daha fazlası duygularını kontrol edemiyor. Bunu neden yapamıyor? Çünkü kolay bir şey değil. Her davranışın yeri ve zamanı vardır. Örneğin size çok yakın birini kaybettiğinizde duygularınızı serbest bırakıp ağlamanız gerekir. Bu konuda kendinizi kontrol edebileceğiniz sınır, aşırı tepki vermeme hususudur. Esasında özün farkına varmış isek bu durumu çok daha kolay ve hızlı şekilde aşabiliriz. Düşünsenize ölene mi ağlıyoruz yoksa onu bir daha göremeyecek olduğumuza mı? Hadi düşünün bu durum Egosal bir davranış değil midir?

Bütün davranışların temeli beynin çalışma prensiplerine dayanır demiştik. Her duygu için geçerlidir bu. Şimdi korkunun beyinde nasıl işlendiğini görelim.

Hep söylenir bilinçaltı şöyle, bilinçaltı böyle. Fakat kimse bunu tam anlamıyla açıklamaz. Ne olduğunu tam anlamıyla kimse bize anlatmaz. Sadece bazı davranışları örnek verirken, bilinçaltı hakkında fazla bilgimiz olmadığı halde, “bilinçaltına yerleşmiş” falan deriz. Bilinçaltı, otomatik kazanılmış davranışlarımızın kaynağıdır. Buna fobi dediğimiz korkularımız da dahildir. Araba sürerken pedalların ve vitesin nerde olduğunu düşünmeden hareket ediyorsak bu bilinçaltı sayesindedir. Yine yazı yazarken ya da kitap okurken,yemek yerken, yürürken rutin sergilediğimiz davranışlar bilinçaltı sayesindedir. Otomatik olarak yapılan şeyler yani kalıplardır.

Bilinçaltı, saniyede binlerce bilgiyi depolar. Bunu fark etmezsiniz. Bu yazıyı okurken dışarıdan geçen arabaların sesini, yan odada çalan radyoyu, kedinizin miyavlamasını, içerde yemek yapan annenizin söylediği şarkıyı, işyerindeyseniz, çalışma arkadaşlarınızın ya da müşterilerin konuşmalarını hep kaydeder.

Peki, bilinç ne yapar? Bilinç de sizin bu yazıyı okumanıza yardımcı olur. Eğer okuduğunuzu anlıyorsanız bu bilinciniz sayesindedir. Sadece okuyorsanız da bilinçaltı sayesinde. Diğer tarafta msn de arkadaşınıza bilincinizle cevap verirsiniz. Excel’de yapacağınız hesap tablosunu bilinciniz sayesinde düzenlersiniz. Bilinçaltı ve bilinç devamlı bir koordinasyon halindedir. Ne kadar muhteşemiz farkındamısınız? ve koordinasyonu görüyorsunuz değil mi?

Korkunun nasıl oluştuğunu anlamak için ham bir beyni ele alalım. Bir yaşında henüz emeklemekten yürümeye yeni geçmekte olan bir bebeğin korkusu bu. Annesinin, yerde emeklerken odanın içinde bulunan sobaya doğru hareket ettiğinde cıs diyerek uyarı vermesi sebebi ile yanına yaklaşmaya çekindiği nesneden korkması için henüz bir neden yok. Yürümeye yeni başladığı için sağa sola tutunarak ayağa kalkması ve dengesini kaybedip sobanın üzerine doğru düştüğünde, yüzünü düşeceği nesneden korumak için elini öne doğru attığında, artık o nesnenin kendisi için gerçekten korkutucu olduğunu öğrenmiş bulundu. Annesinin çığlıkları sobada yanan eli için feryat eden kendi çığlıklarına karıştı. Annesi, hemen yanan ele soğuk bir su tutup acının daha fazla büyümesini engelledi. Akşam babası eve gelip de kendisini kucağına aldığında babasına sobayı göstererek cıs dedi.

Şimdi bu korkunun beyinde nasıl işlendiğine bakalım. Normalde korku denilen şey bilinçlidir. Bilincimiz, korkulacak şey meydana geldiğinde beynimizde bulunan amigdala denilen bölümü (başınızın arkasında ensenin biraz üzerinde iki taraftaki küçük çıkıntılar) uyarır amigdala, bu sayede korku dediğimiz duyguyu meydana getirecek kimyasalları salgılar. Eğer amigdala ya uyarıyı bilinçaltımız göndermiş ise o zaman bunun adı fobi olur. Yani bu korku artık otomatik bir hal alır. Yükseklik fobisi, kedi-köpek fobisi, topluluk içinde konuşma fobisi gibi fobilerin kaynağı bilinçaltıdır. Bize çok komik gelen bir fobi, ona sahip olan için gerçekten elem vericidir. Bu basit korku için devamlı kendini suçlar. Ah benim aptal kafam falan der.

Bununla birlikte bilinç altının şaka kavramı da yoktur, yani şakadan anlamaz. Mutlaka 1, 2 yaşındaki bir çocuğa şaka yapmışsınızdır o anda ağlamaya başladığını da görmüşsünüzdür. Bilinç altına yapılan verilen her mesaj ciddi olarak algılanır ve yerleşir. Bu açıdan sakın kendinize ah ne aptalmışım ne kadar akılsızca bir davranış gerçekleştirdim gibi şeyler söylemeyiniz.

Az önce bir bebeğin korkusunu ele aldık. Şimdi bu korkunun bilince mi yoksa bilinçaltına mı yerleşeceğini irdeleyelim. Bebek sağa sola tutunarak ayağa kalktı ve o çok merak ettiği cıs’ın yanına doğru hamle yaptı fakat henüz tam olarak yürümeyi öğrenemediği için dengesini kaybetti. Dengesini kaybettiğini fark eden annesi bir çığlık attı. İşitsel uyarı. Bu işitsel uyarı başına gelecek olan şeyin gerçekten kendisine acı vereceğini hissetmesi için ilk uyarı oldu. Düşerken cıs denilen nesneyi gördü. Görsel uyarı. Yüzünü cıs’a çarpmamak için elini uzattı ve eli yandı. Duyusal ya da Kinestetik uyarı.

Bu üç uyarı şekli bir insanın bir şeyi tam anlamıyla öğrenmesi yani bilince ya da bilinçaltına yazılması için gerekli uyarı şekilleridir. Eğer bir şeyi tam olarak öğrenmek istiyorsanız. Onu dinlerken görür ve uygularsanız öğrenmenizde çok etkili olur. Bu bir korku olsa bile. Hele hele belli yaş gruplarına kadar çok önemli olan beyin dalgalarının en hassas olduğu anlarda bu uyarılar çok daha önemlidir. Eğer bu bebeğin bilinçaltına bahsettiğim şekilde bir korku yerleşmişse o zaman bunun adı fobi olur. Kendisi küçükken sobada yanan elini hatırlamasa bile, yetişkin bir insan olduğunda bilinçaltı bir soba gördüğünde kendisini uyaracaktır.

Korkular gerekli midir?

Düzgün olarak kontrol edebildiğinizde korkulara da ihtiyacımız olduğu söylenir, gerçi bir süre sonra böyle bir ihtiyaç da ortadan kalkacak ya devam edelim.  Diyelim ki araba kullanıyorsunuz. Hatalı solama yaptınız karşıdan gelen arabaya çarpmamak için uyarıyı size amigdala verir. Hemen direksiyonu ne tarafa kırmanız gerektiği yönünde bir hareket yaparsınız. Eğer amigdala size korku uyarısını vermemiş olsaydı. Karşıdan gelen arabaya çarpmanın korkulacak bir duygu olmadığını düşündüğünüzden sürmeye devam edecektiniz. Başka bir örnek. Yolda yürüyorsunuz karşıdan ağzında salyalar akarak size doğru koşan bir köpek var. Burada yapacağınız iki korku davranışı var. Bunlardan birincisi, tabana kuvvet kaçmak, ikincisi de durup savaşmak. Eğer amigdala size korku uyarısını vermeseydi, hiçbir şey yapmayıp kuduz köpeğin kurbanı olacaktınız.
Bütün korkular yukarıda anlattığım şekilde gerçekleşmez. Örneğin kaygı dediğimiz bir çeşit korku da amigdala uyarımı sayesinde olur. Küçük bir çocuğa sorduğunuzda sizin kaygı diye isim taktığınız şeyi korku olarak açıklayacaktır. Daha henüz kaygı terimini öğrenmemiştir çünkü.

Kaygı, fobi denilen öğrenilmiş, otomatikleşmiş korkulardan farklıdır. Fobiler ve kaygılar mutlaka aşılması gereken korkulardır. Bunlar aşılmadığı sürece stres dediğimiz duygulara sebep olur. Stres ise psikosomatik hastalıkların kaynağını oluşturur. Psikosomatik hastalıklar çok tehlikeli kanser türlerinden ülsere kadar bir çok irili ufaklı hastalıklar olabilir. Nefret ise kanserin tohumudur.

Kaygı, korkunun bir versiyonudur. Gereksiz korkular ve kaygılar için neler yapabiliriz?

Özellikle fobi konusunda çok çeşitli yöntemler var. Bunların arasında en önemlilerinden biri de NLP dir. Yine fobiler için bilinçaltına inip hipnoz yöntemi kullanılabilir.

Kaygıda ise temel sebep An’ı yaşamamaktır.

Bilinç, geçmiş kötü anılar ve gelecek kaygısı arasında gider gelir. Sizi gerçekten sıkıntıya sokan bir probleminiz, geçmiş kötü anılarınızdan kurtulamayan bir bilinciniz, depresif bir yapınız ve devamlı gelecek ile ilgili bir kaygınız var ise kişisel gelişim konusuyla cidden ilgilenmeniz ve bu konu hakkında çalışma yapmanızı ve destek almanızı önemle rica ediyorum.

Sorunlarımız en dayanılmaz noktaya geldiğinde çözüm için arayışa başlamak, sorunun başladığını anladığımız zamanda çözmekten biraz daha uzun biraz daha acı verici ve biraz daha zordur. Mesajları vaktinde almak ise bize daha mutlu bir hayat verir.

Sağlıklı mutlu ve güzel günler diliyorum.