2 Nisan 2013 Salı

Aile Dizimi

Bert Hellinger bir felsefeci, pedagog ve psikoterapisttir. Hellinger önce Transaksiyonel Analiz ekolünün “Çocukken yazdığımız yaşam senaryosu” teorisini benimsemiştir. Çocukken bir yaşam senaryosu üretiriz ve bilinçaltımıza kaydedilen bu senaryoya bağlı kalarak yaşantımızı hergün yeniden yeniden üretiriz. Ancak bu yaşam senaryosunu çocuğun tek başına yazmadığını görmüştür. Bu sürecin daha da gerisinde yer alan bir süreç vardır. Çocuk sülalesinde daha da gerilere giderek ataları ile birlikte, onlardan etkilenerek ya da kaderlerini onlardan devralarak yaşam senaryosunu yazmaktadır. Jacop Moreno’un psikodramasını uygulamış, psikodramanın geliştirilmiş halini ortaya koyan Virginia Satir’in Aile Heykeli modelini benimsemiştir.
 
Hellinger Afrika’ya katolik misyoneri olarak gitti. Zuluların insana, onun onuruna verdikleri önem, ana-baba-çocuk ilişkilerinde sergiledikleri doğal otorite, saygı ve sevgi onu derinden etkiledi. Avrupa’ya döndükten sonra Viyana’da psikanaliz eğitimi aldı. Ardından Amerika’da Arthur Janov’dan primer terapi eğitimi aldı. Primer terapinin sağlıklı çözümlere ulaşmadaki sınırları nedeniyle transaksiyonel analize yöneldi. Zuluları etkilemek amacını taşırken Zuluların niyeti galip geldi ve Hellinger Zulu’ların, ateş başında toplanarak sorunlarını çözmek için atalarının ruhlarını çağırdıkları törende artık Aile Dizimi’nin kadim bilgisini keşfetti. Bu sayede Hellinger ailelerde sevginin akmasını sağlayan saklı kalıpları bulup ortaya çıkarma, tanımlama konusunda olağanüstü bir yeteneği olduğunu da keşfetti.

Bert Hellinger’in ilişki sistemlerindeki normalde saklı işleyen dinamikleri görünür hale getirmede kullandığı araç AİLE DİZİMİdir.

Hellinger’e göre ruh kendini deneyimde dışa vurur ve gerçek olarak hissedilir. Ruh yalnızlık, umut, özlem, başkalarına yakınlık ve sadakat gibi şeyleri tanır. Bert Hellinger’in ruhsallığı yaşamda potansiyelini gerçekleştirmeyi arzu eden, ruhu sınırlayan şeylerle boğuşan herkese seslenerek BASİT ve SIRADAN OLANI kutlar.

Aile Dizimi ile aile büyüklerimizden aldığımız yükleri onlara teslim ederiz. Kök ailemizin diziminde aile içindeki rollerin karışmış olduğu ortaya çıkar. En sık rastlananlar: anne/baba rolünü en büyük çocuk almıştır, ortanca ya da küçük çocuk rolünü abla/abi almıştır ya da baba çocuk rolünü almıştır. Rollerin karışmış olduğu bir ailede sağlıklı enerji akışı olamaz. İlişkiler sağlıklı kurulamadığından, ruhsal/fiziksel rahatsızlıklar, maddi/manevi tıkanıklıklar, anlam verilemeyen gerginlikler v.b. olaylar yaşanır. Her bir aile ferdi asıl rolüne dönmeden önce; karışıklıkların kökenlerine inilir. Küçük yaşta öksüz ya da yetim kalan bir anne/baba, ruhsal anlamda büyüyememiş ve çocuk kalmış olduğundan, kendi kurduğu ailesinde, fiziksel dünyada anne/baba olsa da ruhsal dünyada çocuk rolünü alır. Kendisi öksüz yetim bir çocukluk geçirmemesine rağmen, böyle bir anne/babanın çocuğunda da aynı durum görülebilir.

Kendi içinde organik bir yapıya sahip olan bu sistem, bugüne kadar tasarlanmış en derin ve güçlü terapilerden biridir. Ön yargıları altüst eder, berrak düşünceyi teşvik eder. Her zaman sevgiyi yeniden canlandıracak çözümler, olanaklar peşindedir. İnsanlara acılarının ortasında umudu ve yapıcı eylemi bulmalarına yardımcı olur. Yaşamın olduğu yerde umut vardır, her şeyin yoluna gireceğine dair bir umut vardır.

Bir aile sisteminin enerji alanına ayak basarak o sistemdeki ilişkilerin gerçeklerini anında algılayabiliriz. Bu olgu değişik uzmanlarca “MORFOGENİK ALAN” , “BİLGİLENDİRİCİ” veya “BİLME ALANI” olarak adlandırılır. Aile dizimi terapisti gözlemlediğini korkmadan danışanlara söylediğinde onların uyanmalarını sağlar, nerede durduklarını gösterir. UYANMAK MANİPÜLASYONA KARŞI EN İYİ KORUMADIR.

Aile dizimi bütüne bakar. Tıpkı zihin beden ilişkisini dinamik bir sistem olarak ele alan HOLİSTİK (BÜTÜNCÜL) TIP gibi, aile dizimi de bireyi organik bir bütün olan aile sisteminin parçası olarak ele alır.

Aile dizimi terapisti ailelerde sevginin akmasını sağlayan saklı kalıpları bulup ortaya çıkartır. Bu akıl kalıpları tanımlar ve bu sayede huzurlu bir yaşama giden yolun, kendimiz ve ait olduğumuz geniş sistemle daha büyük bir ahenk içinde olmaktan geçtiğini anlarız.

Çalışmanın ana hedefi kendimiz ve ailede yaşanan kilitlenmeye ilişkin gerçekle yüzleşmektir.
Herkesin bir annesi bir babası vardır. Size olanlar bir anlamda onlardan dolayı olur. Herkesin bunu anlaması gerekir.

Farkında olsak da olmasak da hepimiz ebeveynlerimize derinden bağlıyız. Onlara ya sevgi ya da öfke duyarız. Ya yanlarında olmak isteriz ya da çok uzaklarında. Ebeveynine kayıtsız kişiye çok az rastlanır.

“Aile” tüm acıların kaynağı ya da sağlıklı bir toplumun temeli olarak tanımlanır. Aile ilişkilerinin dinamikleri onlarca yıldır bilimsel çalışmalara konu olmuştur.
İnsanlar aile diziminin derinliklerine nüfuz edebilmek için meditasyonu paralel ve bütünleyici bir yaklaşım olarak kullanmalılar.

AİLE SİSTEMLERİ : İŞLEYİŞLERİ

Sigmund Feud’tan sonra 1960′larda R.D. Laing ve Thomas Szazz gibi öncü psikiyatristler yalnız ebeveynleri değil tüm aile dinamiğini anlamaya çalışarak küçükken aile ortamında deneyimlenen çelişkili mesajların nevrotik ve psikotik davranışlara neden olduğunu fark ettiler. Sorunlu çocukları ve mutsuz yetişkinleri aile sisteminin bir parçası olarak tedavi etme yöntemi psikoterapi dünyasında çoğunluk tarafından hızla benimsendi.

Aile sistemini yöneten kurallar ve etkenler Virginia Satir ve diğerleri tarafından daha da geliştirildi. 1990′lı yıllarda yenilikçi Alman psikoterapist Bert Hellinger aile ve kurumlarda yapılan çalışmalara yepyeni bir boyut kazandırarak dünya çapında dikkatleri üzerine çekti. Hellinger yeni yönteminde Jacop Moreno’nun geliştirdiği psikodrama ile Virginia Satir’in yarattığı aile heykelinin bazı ögelerini olduğu gibi bazılarını da değiştirerek kullandı.

Aile Sistemi Terapisi“nin anası olarak bilinen Virginia Satir‘in aile heykelinde katılımcılar, ailede yaşanmış olayları daha sembolik bir yöntemle canlandırırlar. İnsanlar arasındaki mesafelerin ve duruş şekillerinin kişilerin birbirleri ile ilişkilerine ayna tuttuğunu ilk fark eden Satir olmuştur. Satir çalışmalarına katılımcının gerçek ailesini kullanarak başlamıştır. Ancak aile bireylerinin gelmediği bir gün onlar için rastgele seçtiği temsilcilerin aile bireylerinin duygularını aynı şekilde hissettiklerini keşfetti.

Hellinger gerçek aile bireyleri yerine sadece temsilcilerini kullanarak ve hatta onlara katılımcının kişisel yorumundan etkilenmeden yalnızca içlerinden geldiği gibi davranma özgürlüğü vererek Satir’in bu keşfini bir adım daha ileri götürdü.

Hellinger aynı zamanda transaksiyonel analizin kurcusu psikiyatrist Eric Berne’in çalışmalarından yararlandı. Berne herkesin çocukluğunda yaratılmış gizli bir “Yaşam Senaryosu“na göre hareket ettiğini ve bu senaryonun gün ışığına çıkarılıp bilincine varılırsa değiştirilebileceğini gözlemlemişti.
Ancak Berne danışanın kişisel yaşamının gerisine bakmamıştı. Hellinger ise kişinin bu yaşam senaryosunu önceki nesilden devralıp sanki kendi yazgısıymış gibi sahiplendiğini farketti. Gizli yaşam senaryosunun keşfi ile hem Berne hem de Hellinger “çözüm cümleleri” üreterek kişiye belirli bir senaryonun bağlayıcılığından çıkmasında yardımcı oldular.

Hellinger’in çalışması diğer terapi yöntemlerine çok şey borçludur. Ancak aile diziminin parçalarının toplamından çok daha fazla olduğunu belirtmekte fayda var. Kendi içinde organik bir yapıya sahip olan bu sistem bugüne kadar tasarlanmış en derin ve güçlü terapilerden biridir. Yirmi dakikalık kısacık bir seansta bile ailemiz ve kendimiz hakkında derin gerçeklerle yüzleşip yaşamımızın daha iyiye doğru gitmesini sağlayacak radikal değişimlerle iyileşme, dönüşüm ve özgürleşme yaşayabiliriz.

Dizim Nedir?

Aile dinamiğini görmek isteyen bir kişi, içlerinden aile bireyleri ile kendisine temsilciler seçeceği bir grup insanla bir araya gelir. Temsilcilere hiçbir açıklama yapmadan ve talimat vermeden onları içinden geldiği şekilde aile bireylerinin “yerlerine” yerleştirir. Böylece önümüzde bir ailenin portresi belirir: Her bir aile bireyinin diğeriyle yakınlık derecesi , birbirlerine duydukları sevgi, acı veya uzaklık hissi hakkında bilgi veren bir görüntü ortaya çıkar.

Seans sırasında temsilciler yerlerini değiştirip verilen kısa cümleleri tekrarlarlar. Bu cümleler aracılığı ile temsil edilen aile bireylerinin arasındaki ilişkiler gerçek boyutları ile ortaya çıkar. Seans ilerledikçe temsilciler birbirlerine göre konum değiştirerek kendilerini en rahat hissettikleri konumu bulurlar.

Danışan seansın büyük bölümünde edilgen bir gözlemci olarak kalsa da çoğunlukla sona doğru kendi temsilcisi ile yer değiştirerek dizime katılır. Katılımı nasıl olursa olsun çoğunlukla bu kişi, ailesiyle ilgili yaşadığı endişe, sorunlar ve baskı konusunda yeni bir bakış açısı kazanır ve rahatlar.
Diğer bir deyimle aile dizimi çok kısa bir sürede danışanı olumlu bir iyileşme sürecine sokan oldukça etkili bir yöntemdir.

Kollektif Alanın Parçasıyız

Bu çalışmada deneyim kazandıkça, yoktan var olmuş , soyutlanmış bireyler olmadığımızı anlarız. İstesek de istemesek de ait olduğumuz bir sistemin ayrılmaz bir parçasıyız. Ailemizin bizi büyüttüğü toplum ve kültürün de iliklerimize işleyerek bizi doğrudan etkilediğini fark ederiz.
Bire bir terapiler danışanı soyutlar. Danışanın yaşamını şekillendirmiş ilişkiler üzerine onunla kendi başına birey olarak çalışılır. Aile dizimi ise bütüne bakar. Tıpkı zihin-beden ilişkisini dinamik bir sistem olarak ele alan holistik (bütüncül) tıp gibi Aile Dizimi de bireyi organik bir bütün olan aile sisteminin parçası olarak ele alır.

Huzurlu bir yaşama giden yolun kendimiz ve ait olduğumuz geniş sistemle daha büyük bir ahenk içinde olmaktan geçtiğini anlarız.

Aile dizimi çalışması kimsenin kendi başına bir ada olmadığını anlamamızı sağlar.

Aile dizimi biz farkında olmaksızın yaşamımızı etkileyen atalarımıza kalbimizi açmamızı sağlayarak nesiller boyunca bize akan yaşam gücüyle köklerimizi derinleştirmemizi sağlar.
Aile Diziminden Kimler Yararlanır?

Aile diziminin tek konusu aile sorunları değildir. Bir sevgili bulamamanız ya da ilişkilerinizin kısa süreli olması; sevmediğiniz bir işte çalışıyor olmanız, geçim zorluğu çekiyor olmanız; hatta psikosomatik kökenli bir hastalığınızın olması ya da yaşamı boş ve anlamsız bulmanız gibi ailenizden bağımsız gibi görünen sorunları da kapsar.

Aile dizimi yöntemi ile yaşamınızda duygusal ya da işlevsel zorluğa neden olan her şeye bakabiliriz.

3 Mart 2013 Pazar

Para Hakkında...


Uzun zamandır yazamadım, şu anda İzmir ofisinin mutfağında saat 07.30 günlerden 03.03.2013 Pazar, ve ben bu satırları yazıyorum...

Bu yıl başından hemen önce hesap kitap yapmayı reddederek, hesabı kitabı neyin nasıl olacağını O'na devrettim. İtiraf etmem gerekirse benim için çok gecikmiş bir karardı. Bununla birlikte hepimiz öğreniyoruz ve inanın öğrenmeyi ve bilgiyi ret etmek sonun başlangıcı ve bizler sadece öğrenmek için buradayız. O zaman öğrenmeyi reddedince de burada olmamızın bir anlamı olmayacağından hadi gel bakalım diyorlar insana. İşin çok tuhaf olan tarafı ise gidecek bir yer yok deneyim kazanmak adına gider gitmez ölürcesine geri dönmek istiyor insanoğlu. Garip bir tezat, hayatın anlamı ve tekamül etmek de bu durumun içerisinde ne yazık ki gizlenmiş, sağlam gizlenmiş getirip tam ortaya koymuşlar. :)

Yıl başından hemen önce aldığım bir diğer karar (esasında karar demek doğru mu bilmiyorum içsel bir sezgi desek daha doğru olacak) ise yılın ilk beş ayında yoğun bir tempoyu ve deneyimi kabul etmekti. O günden bu yana çok yoğun bir tempo içerisinde çalışıyor bir yandan da hayatımı
yavaşlatmaya uğraşıyorum. Diyeceksiniz ki ikisi birden nasıl oluyor neden yavaşlamaya uğraşıyorsun?  İstanbul'dan sonra İzmir ofisini de 3 gün önce açtık, Bostanlı da şık sevimli bir yer, ana cadde üzerinde enerjisi çok yüksek içi yenilenmiş yeni enerjileri oldum olası çok sevmişimdir. Yeni başlangıçların hep yeni enerjiler ile yapılması esastır.

Bir yandan da çok hızlı mı davranıyorum diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bununla birlikte, İzmir hakkında verilen tüm mesajlar, gönderilen yardımlar, bir anda tanıştığımız kişiler, insanların gösterdikleri ilgi alaka ve yardım elleri içsel olarak bana zamanında İzmir hakkında yaptığım isteği hatırlattı. Evet yıllar öncesinden beri İzmir'de yaşamak istediğimi defalarca Kaynağa iletmiş ve istemiştim, İzmir Yaşam Akademisi Bostanlı, Cemal Gürsel Caddesi Yeşim Apt. No:109 Kat 3 Daire 6 Bravo Pastanesi diye bir yer var hemen yan binanın altında ve çevre çok merkezi bir yer, böyle olunca da her şey elinin altında oluyor insanın. Aynı zamanda hep şehrin en merkezi yerinde oturmak gibi bir isteği de son 15, 20 yıldır içimde taşıyordum.

İsteklerimiz bizim istediğimiz zaman değil, her şey ve biz hazır olduğumuz zaman oluyor istekler. Sabretmek gerek diye düşünüyoruz ve cidden yanılıyoruz. Sabretmek var oluş anında verilmiş bir söz O'na O'nun için. Olaylara değişik açılardan bakıyoruz bu Dünya'da adına deneyim deniyor ama bizler hep deneyimin güzelini istiyoruz. Deneyime deneyim olarak bakabilmeyi başarınca olay sabretmekten çıkıyor ve çok keyifli bir hale dönüşüyor. Gel gelelim bize çocukluğumuzdan bu yana tam tersi öğretiliyor.

Sevgili babam ve amcam tek yumurta ikiziydiler
enteresan olurlar tek yumurta ikizleri huyları karakterleri genelde zıt olur. Hatta halk arasında elmanın iki yarısı gibi farklı özellikleri kendi içlerinde oluşturdukları söylenir. Tabii ki sonuçta Yaşam Amacı ile alakalı bir durum ama ne olursa olsun değişik bir deneyim. Acaba neden birlikte gelirler? Sanırım çok kuvvetli ilişkileri olan 2 ruh olduklarından ve bir önceki hayatlarında tamamlayamadıkları birlikte başarmak istedikleri bir şeyler olduğundan. Amcam İzmir e görevle gönderildi bir meşrubat firmasının muhasebe müdürü idi. Baba ve Amca ikiz olunca onlar İstanbul'a biz de senede 3,5 defa biz İzmir'e gelirdik. Ve ben çok özenirdim İzmir'de yaşamaya, O günlerden bu güne, ne enteresan değil mi?

Diyeceksiniz ki konu Para Hakkında ve bu adam neler yazıyor.:) Evet konu para hakkında,  hadi devam edelim.

Tabii yeni bir yer açmak isteği, gereğini düzgün yapmayı da gerektiriyor ve para harcamayı da getiriyor beraberinde, istiyorsan sınav gelecek demektir. Vaz geçmemek ise deneyimin en heyecan verici noktası. Umarım herkes anlar bir gün, bu satırları okuyabilenler için söylüyorum, sonuçta herkes anlayacak bir defasında önemli olan bu defasında anlamak ve bitirmek.

Sonra oturup bazen fizik dünyanın öğretilerine kayabiliyor bilinç altı insanda. :) Yahu sen de mi hocam demeyin sakın, ben de hala bu dünyadayım ve hala fiziksel bir bedene sahibim evet bende... :)

Her türlü duygu oluşabilir ve gelebilir insanoğluna. Bu durum çok normal, normal olmayan ise gelen duygunun sende ne kadar durduğudur. Burada belirleyici olan bizleriz. Duygunun gelmesi sınavın geldiğinin göstergesidir iyi bir şey yani, O hala bizden umut kesmemiş demektir.  Duyguyu içimizde tutuğumuz süre ise dersi ne kadar iyi çalıştığımız ile alakalı bir durum. Eğer hemen bırakabiliyorsak harika...

Evet bu sabah böyle kalktım yatağımdan. Ve sonra aklıma birden şu satırlar geldi, sanırım okuduğum bir kitaptan belki de gelmesi gerekiyordu nereden olduğu çok belli esasında;

Yaşam stili bilinçtir. Elinde avucunda olan her şeyi, hatta olmayanları bile kendine ve isteklerine yatır! Daima bunu yap! Böylece yaşamının her anlamda zenginleştiğini ve genişlediğini göreceksin. Sen kendine yatırım yaparsan, yaşam da sana yatırım yapar.

Para için endişelenme. Sen kendin içi, kendi bütünlüğün için endişe duy. Para ihtiyaç duyulduğu her anda gelecektir. Sen kendine güven, düşlerine inan, işte o zaman güzel bir hayat için gereken tüm paraya ve diğer her şeye sahip olacaksın. Yaşadığın her şeyin ve en içten düşlerinin başyapıtı sensin.

Konu parayla mı ilgili yoksa güven duymak ile mi? Her ikisi de değil, sanırım her şey deneyim ile alakalı...

Sevgiyle kalın,

Serdar Ceylan

25 Şubat 2013 Pazartesi

Anne Baba ve Çocuk İlişkisi

Her ailenin çocukları için, yaşam boyu sürecek en önemli etkiye sahip olduklarını bilmeleri ve buna uygun davranmayı seçmeleri gerekmektedir. Anne ve Babanın çocuk ile ilişkisi, çocuk için ileride çok çok önem taşıyacak olan ve aynı zamanda yaşam amacı ile de ilişkisini ciddi olarak belirleyen 5 er farklı duygusal dayanak ile bağlanmıştır.
Anne; Sevgi, İlgi ve Alaka, Şefkat, Affetme ve Yaratacılığı temsil eder ve öğretirken, Baba ise; Güç, Güven, Cesaret, Para ve Bilgeliği temsil eder ve öğretir.
Çocukken annesinden sevgi, şefkat, ilgi görmeyen ve horlanan bir erkek çocuğu büyüdüğünde ne yazık ki, kendisine öyle bir eş seçecek veya eşine, çocuklarına sevgisini vermekte çok zorlanacaktır. Bir kız çocuğuna annesi tarafından aynı şekilde davranıldığında ise ne yazık ki sevgisini gösteremeyen, kendine eş bulmakta zorlanan hatta düzgün arkadaşlık ilişkisi kuramayan, çocukları ile arası iyi olmayan hatta çocuk sahibi olmakta zorlanan bir birey olacaktır.
Çocukken babasından ilgi, sevgi görmeyen ve horlanan bir erkek çocuğu büyüdüğünde ne yazık ki, güçsüz, adım atmakta zorlanan, girişimci yanı neredeyse olmayan, muhtemelen iş yaşantısında çok zorlanan ve para ile ilgili tüm yaşamı boyunca sıkıntı çeken bir birey olacaktır. Bir kız çocuğuna babası tarafından aynı şekilde davranıldığında ise ne yazık ki, kendine eş bulmakta zorlanan, cesaretsiz, bastırılmış, silik, otorite karşısında korkan, cinsel kimliğini ortaya koyamayan, eşinden korkan, kendisini terk edecek erkekleri hayatına çeken bir birey olacaktır.
Anne çocuk ilişkisinin tüm yaşam boyu çocuk ve ilişkileri (kadın-erkek) konusunda en önemli etkileyen olduğunu, annelerin ve anne adaylarının çok çok iyi öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Aileler için çok dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise çocuk üzerinde oluşturacakları Çekirdek İnançlardır. Her Anne ve Babanın çok iyi bilmesi gereken şeylerin başında ise; yapılan her uyarının ne anlama geleceği, söylenen sözlerin yapılan uyarıların bilinç altında nasıl anlaşılacağını öğrenmeleri gerekliliğidir.
Çekirdek İnanç: Çekirdek inanç kalıpları özellikle 0 – 7 yaş aralığında (% 80) bizi etkileyen olayların ardından çıkardığımız, belki sadece o an için geçerli olan veya o an bile hiç ilgisi olmayan, özellikle aile bireyleri (anne – baba – büyükanneler ve büyükbabalar) tarafından bilinç altımıza yüklenen kalıplar ve/veya bireysel sonuçlardır. Biz farkında olmadan bilinç altımıza yerleşir ve davranışlarımıza yön vermeye başlarlar. Artık bizi yönetecek kadar güçlenen bu olumsuz, negatif inançlara çekirdek inanç diyoruz.
En sık kullanılan kelimelerin bazıları; Yapamazsın, Sen Küçüksün, Sen Büyüksün, Anlamazsın, Güçlü Olmalısın, Huysuzsun, Yaramazsın, Dokunma Bozulur, Ekmek Aslanın Ağzında, Okumazsan Adam Olamazsın, ve daha binlercesi..
Anne baba çocuk ilişkilerini, içinde yaşanan toplumun etkisi ve bu toplumun örf annane ve bulundukları coğrafya ciddi şekilde belirleyicidir. Türkiye de genelde otoriter,kısıtlayıcı,aşırı koruyucu ve kontrol edici yapının öne çıktığı görülmektedir. Çocukların saygılı, baş eğici, pasif, uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği kurallarla uygun davranışlar ödüllendirilirken, aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle toplumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkiler içine girmekte,kendi görüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır.
Bu zamanla öylesi bir hale dönüşür ki çocuk-aile ilişkisi kazanma kaybetme gibi bir güç gösterisine dönüşür.Böylece bazen ebeveynler baskın çıkarak çocuk kaybeder yada çocuk baskın çıkarak anne babasına kaybettirir. Her iki durumda da son derece sağlıksız sonuçlar oluşur. En güzel ve sağlıklı çözüm, içinde kaybeden tarafın olmadığı bir yöntem bulmaktır.
İhtiyaçlar karşılıklı dile getirilmeli ve sorun iki tarafın kabul edebileceği şekilde çözümlenmelidir. Burada önemli olan tarafların kendi ihtiyaç ve haklarını gözetmesi kadar, karşındakinin ihtiyaç ve haklarına da saygı göstermesidir. Yeni bir uzlaşı noktasında birleşebilmektir.
Anne babalar çocuk eğitirken genelde üç grupta toplanabilecek davranışlar sergilerler.
Bunlardan ilki "Denetleyici Yaklaşım"dır .Burada anne-baba davranışlarının ortak yönü çocuğun tutum ve davranışını değiştirme yaklaşımıdır.Bunu yaparken de tehdit ve şiddet kullandıkları gibi sevgiyi esirgeme,küsme ya da aşağılama gibi tepkiler gösterirler. Bu aşamada çocuk,hangi davranışın hangi tepkiyi alacağı konusunda bir fikre sahip değildir.Çocuk korku temelinde büyüdüğü için korkutulmuş sindirilmiş yada isyankar bir birey olur. Bazen her ikisi bir arada bulunabilir.
Diğer bir yaklaşım tarzı "Destekleyici Yaklaşım"dır.  Burada çocuğa yakın ilgi gösterilir (hatta sözle ve ya dokunarak belirtilir), onunla ortak faaliyetlerde bulunulur ve en önemlisi çocuğun benliği onaylanır. Böylece çocukta sağlıklı bir psiko sosyal gelişim yaşanır ve ebeveynlerin beklentilerine daha olumlu cevap verir. Çünkü çocuk ailesi tarafından olduğu gibi kabullenip,sevilmiş ve desteklenmiştir.
Üçüncü yaklaşım ise "Pasif Yaklaşım"dır ki burada aile çocuğun etkinlikleri karşısında son derece ilgisiz ve kayıtsızdır. Böylesi ailede yetişen çocukların öğretmen ve arkadaşlarına karşı olumsuz davranışlar sergiledikleri ve eşyalara zarar verdiği gözlemlenmiştir. Ailelerin aklında bulundurması gereken en önemli unsur, çocuk bireysel özellikleri ve kapasitesine göre beklenti düzeyi geliştirmektedir.
Çocuk eğitiminde aile öyle bir yerde durmalıdır ki çocuk her an anne -babanın yanında olduğunu bilerek destek bulsun, hem de onları hiç görmeyerek özgür hissetsin.
Sevgiyle Kalın.

21 Ocak 2013 Pazartesi

İstemenin Sırrı Tv. Programı



http://www.youtube.com/watch?v=AJXrEVqrUHQ&feature=youtu.be     1. Bölüm

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=JfWwQwF9Hc8      2. Bölüm

http://www.youtube.com/watch?v=ltcrAR5gY6o&feature=youtu.be     3. Bölüm

http://www.youtube.com/watch?v=_Tt3F_0ZfnE    4. Bölüm

29 Aralık 2012 Cumartesi

Mayalara Göre Yaşam Amacınız ve Burcunuz

Bu senenin en çok konuşulan konularından biri şüphesiz ki Maya Takvimi. Mayalar doğdukları an takvimlerine baktıklarında hem yaşam amaçlarını hemde burçlarını öğreniyorlar ve bu özelliklere göre daha doğdukları andan itibaren burçlarının özelliklerine uygun bir hayat sürüyorlar.

Ben inceledim çok enteresan benzerlikler gördüm sizlerinde bakmanızı öneriyorum.

Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız ve yaşam amacınızı ve burcunuzun özelliklerini öğreniniz.

www.mayaburcum.com




30 Kasım 2012 Cuma

Tanrı İle Değişik Bir Sohbet...

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış. Adam şaşkın, Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor.


Tanrı gülümsemiş,


"Ben hiçbir zaman 
sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için sizi yargılamak kendimi yargılamak olur. Ayrıca benim yargılamama ne gerek var ki? Her şeyi bilen ben sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, eleştirdiğin, kıyasladığın ve kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor." demiş.


Adam merakla sormuş: "Peki ya affetmezlerse ne olacak?


Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş ve "Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın."


Adam bir süre düşünmüş, "Peki, cennet nasıl bir yer?" diye sormuş Tanrı'ya.


"Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir. Cennet de dünyadan başka yerde değil." demiş Tanrı.


Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi. diye karşı çıkmış adam.


"Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır." demiş Tanrı.


Peki dünyaya döndüğümde doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?" diye sormuş adam.


Ben bunun için siz insanların içine "vicdan" denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz."



Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?" diye sormuş adam.



"Hem size şah damarınızdan daha yakınım, hem de düşman olduğunuz kadar sizden uzağım." demiş Tanrı. "Çünkü düşmanlarınız da Ben'im. Siz de Ben'im."



Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrı'm?


"Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara." diye gülmüş Tanrı.



"Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? ve Ne kadar bilgi kazandınız?"





Alıntıdır...

23 Kasım 2012 Cuma

Şems-i Tebrizi'nin 40 Altın Kuralı


1-Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet ALLAH dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, ALLAH dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2-Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

3-Kur-an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki bâtıni manadır. Üçüncü, bâtıninin bâtınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

4-Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin. Çünkü O; camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an, her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.

5-Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz; aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler, yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!+6-Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7-Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8-Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9-Sabretmek; öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları; sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10-Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney… Çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

11-Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12-Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13-Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşit; seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14-Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak; hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15-Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire, eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab; noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır. Çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16-Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan, hatasıyla sevabıyla fâni insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan; ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

17-Esas kirlilik dışta değil, içte; kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18-Tüm kainat, olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır

19-Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20-Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21-Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22-Hakiki Allah aşığı, bir meyhaneye girdi mi, orası ona namazgah olur. Ama bekri, aynı namazgaha girdimi, orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan; suret ile yaftalar değil.

23-Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sûfi ne ifrattadır ne tefritte. Sûfi daima orta yerde…

24-Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi; attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25-Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu anda burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26-Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27-Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır; şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28-Geçmiş; zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sûfi daima şu anın hakikatini yaşar.

29-Kader; hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “Ne yapalım, kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader; yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.

30-Hakiki sûfi öyle biridir ki; başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sûfi kusur görmez, kusur örter.

31-Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise -ne yazık ki- daha da sertleşerek çıkar.

32-Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

33-Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen “hiç” ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan; dışındaki biçim değil, içinde ki boşluk ise; insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

34-Hakk’a teslimiyet, ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35-Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin, içindeki münkirle tanışmalı; Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla… İnsan-ı kâmil mertebesine varana kadar, gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36-Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

37-Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

38-”Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39-Noktalar sürekli değişse de, bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için, bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini, bir dürüst insan alır. Hembütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır; merkezinde… Hem de bir günden bir güne, hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sûfi için bir sûfi daha doğar.

40-Aşksız geçen bir ömür, beyhude yaşanmıştır. “Acaba ilahî aşk peşinde mi koşmalıyım; yoksa dünyevi, semavi ya da cismani?” diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır; hasretinde.

Şems-i Tebrizi

31 Ekim 2012 Çarşamba

TİBET DİN ADAMINDAN MAHŞER HAKKINDA NASA'YA GÖNDERİ

MUTLAKA OKUYUN.!!! 

TEDİRGİNLİĞE ENDİŞEYE GEREK YOK SADECE BİLİNÇLENİN VE DİNGİNCE SEVGİYLE DAİM OLUN...

21 Aralık 2012 hakkında NASA'nın merkez laboratuvarına Temmuz 2012'de bu bilgi ulaştı.

Bu bilgiyi akraba, dost ve onu alabilecek herkese hemen ulaştırın.

NASA'dan belirttiklerine göre, yakında Dünya Galaksinin SIFIR HATTINDAN geçecektir.

1. Sonbahar ve kış 2012/2013 Tibet'te ve tüm Kuzey yarım küresinde sıcak olacaktır. 21.12.2012'de Dünya tüm galaksi sistemiyle birlikte galaksinin SIFIR HATTINDAN geçmeye başlayacaktır. O ise hiç bir enerjinin yayılamadığı, elektromanyetik alanlarının olmadığı ve tüm cisimlerin durgunluğa uğradığı bir ortam oluşturacaktır.

2.Tüm Dünyada, bir kaç dakikada, Moskova saatiyle saat 10'da, 21.12.2012'de

* Tam karanlık çökecek,
* Tam sessizlik olacak
* Işık, elektrik, iletişim, ses-hepsi yok olacaktır.

3.Bu karanlığın içinden uzaydan göklerde bir karmakarışıklık gözlemlenecek, bir kaç gün sonra ışık patlamaları başlayacak bu da üç-dört gün sürecektir. Korkmaya ve kendini yıpratmaya gerek yok. Buna kendini herkes hazırlamalı.

4.Sonra Güneş ışığı yine gözükecektir. Dünya görülür olacak ve eski haline dönecektir. Hayvanlar Uzay Karanlığını önceden hissedeceklerdir ve deliklere çekileceklerdir. Şehirlerdeki insanlar hissedemeyecek o yüzden kurban gidenler ve aklı hasara uğrayanlar olacaktır. Dünyanın yüzde 10 o günlerde ölebilir.

5. Bu olaya hazır olunması gerekmektedir, 2012 yılın işlerini bitirmek, yeni işe başlamamak, borçları ödemek.

6. 20.12.2012'de çocuklar, para ve belgeler alınarak şehirlerden uzaklaşılmalı ve doğaya çıkılmalıdır. 
İki aylık bir erzak hazırlanmalı, zira elektrikler uzun süre devreye giremeyeceklerdir. Eve su bolca alınmalı, odun ve mumlar hazırlanmalıdır. Evde bir ocak hazır bulunmalı, çünkü elektrikler 21.12.2012'de kablolardan akışını durduracak. Televizyon ve telefon olmak üzere bir şey çalışmayacak. Karanlık günlerde pencereler kalın siyah örtülerle örtülmeli, onlara bakılmamalı, gözün gördüğü, kulağın duyduğuna inanılmamalı, sokağa çıkılmamalı. Mecbur kalındığında çok yakın mesafelere çıkılır. Uzak gitmek tehlikelidir, zira kaybolma riski yüksektir.  Bu bilinmeli: objelerden ışığın yansımamasından kaynaklanan sıkı karanlıkta kendi elini görmek bile mümkün olmayacaktır. Korkmayınız, Kendinizi buna hazırlayın.

7. Güneş ışığı aydınlandıktan sonra şehirlere dönmeye acele edilmemeli, imkan varsa yaza kadar doğada kalınması iyi olacak.
Dünyanın SIFIR HATTAN çıkışı 7 Şubat 2012'de beklenmektedir. O zaman yavaşÇa elektrikler kısım kısım verilmeye başlayacaktır toplu taşıma araçları da faaliyetine başlayacaklardır. Martın sonunda Dünya tamamen eski haline gelecektir. Trenler yürüyecek, uçaklar uçacaktır.

8. Dünyanın tüm devletleri, farklı kaynaklardan SIFIR HAT hakkında bilgiler almışlardır, fakat kendi vatandaşlarına yardım ya edemeyecekler, ya da istemeyecekler. Sivil koruma örgütleri bir şey yapamayacak, zira hiç bir şey çalışmaz olacaktır.
Bu durumda sadece Yaradana güvenin ve de kendinize.

9. Dünyanın SIFIR HAT'tan geçişinden sonra, insanların görüşleri ve yaşamları değişecektir.  Manevi değerler üstün olacaklardır. İnsanlar ebedi ahlaki ve manevi değerler hakkında düşünür olacak, devletlerde bilim, ahlak, maneviyat, tıp patlak verecektir. Birey önemli hale gelecektir.

Ve öyle de yeni bir çağın başlangıcı sayılacak bu dönem insanlığın manevi ağırlıklı ilerlemeye koyulduğu bir yeni çağın başlangıcı olacaktır.

Alıntıdır...

15 Ekim 2012 Pazartesi

Tanrı’dan Bir Aşk Mektubu

Herkes kendini tamamen birine vermeyi, karşısındakiyle arasında güçlü bir manevi bağ kurabilmeyi, gerçekten sevilmeyi ister ama ben buna “Hayır” diyorum. Yalnız olmaktan tatmin olana, keyif alana ve mutlu olana kadar, kendini tam anlamıyla ve koşulsuzca Bana teslim etmeden önce senin için planladığım özel ve sıra dışı ilişkiye hazır olamazsın. Plan yapmaya, dilekte bulunmaya bir son vermeni ve Benim sana var oluşun en heyecanlı planını aktarmama izin vermeni istiyorum. Senin için en iyisini istiyorum. Bunu sana Benim getirmeme lütfen izin ver.

Her şeyin en iyisini beklerken Bana dikkat etmen gerekir. Benim sağladığım tatmin olma duygusunun tadını çıkar. Sana söyleyeceğim şeyleri dinlemeye ve bunlardan bir şeyler öğrenmeye devam et . Sadece bekle, hepsi bu, tedirgin olma, endişelenme, istediğin şeyleri bulma ümidiyle etrafına bakıp durma. Sadece Bana bak aksi takdirde sana göstermek istediğim şeyleri göremezsin. Ve sonra hazır olduğunda da seni hayal ettiğinden de harika bir aşkla şaşırtacağım.

Senin için belirlediğim kişi için hazır olana kadar (ki şu anda bile ikinizin aynı zamanda hazır olması için uğraşıyorum), her ikiniz de Benimle ve sizler için hazırladığım hayatlarla tatmin olana kadar Benimle olan ilişkinizin uyumunun bir benzeri olacak sevgi deneyimini tatma şansın olmayacaktır. 


Bu Gerçek Aşk’tır.


Evet, senin bu harika sevgiye sahip olmanı istiyorum. Benimle olan ilişkinin diğer bir insanda tezahür ettiğini görmek ve sunduğum güzellik, kusursuzluk ve sevginin sonsuz birliğinin elle tutulur bir şekilde keyfine varmak istiyorum. 

Seni sınırsız sevdiğimi bil, b
una inan ve mutlu ol.

Sevgiler,

Tanrı

(Aşkın Çekim Kanunu kitabından….) 

10 Eylül 2012 Pazartesi

Bilinçaltımızın Önemli Özellikleri...

1- Bütün anıları depolar. Hiçbir şeyi silmez. Ana rahminden ölene kadar… Geçici olan ve geçici olmayan her şeyi kaydeder. 0–7 yaş arasında kritik akıl faaliyette olmadığı için her şey doğrudan bilinçaltına kaydedilir, doğru-yanlış, güzel-çirkin, ahlaklı-ahlaksız ayrımı olmadan… Kayıt anında anlamsız olsa bile ilerleyen dönemlerde kaydedilene, yaşantılar sonucu bir anlam yüklenir ve bu anlama göre kişinin tepki vermesi sağlanır.                                                                                

2- İlişkilendirmeler, genellemeler yapar. Benzer şeyler ve düşünceler arasında bağlantılar kurar ve hemen öğrenir. Bu özellik çoğu zaman kişiyi zor durumda bırakır. Örneğin belli bir köpek yüzünden gerçekleşen korku yaşantısını bütün köpeklere genelleyerek bir fobi yaratabilir. Bir başka örnek: bahar aylarında acı bir kayıp yaşayan kişinin bilinçaltı bu acı ile baharı birbirine bağlayarak kişiye yıllarca süren bir döngüsel depresyon yaşatabilir. Çoğu zaman insanlar yıllar önce olan o olayı unutmuş olsalar bile bilinçaltı unutmaz.

3- Tüm anıları organize eder. Bunun için de zaman çizgisini kullanır. Bilinçaltı geçmiş, şimdi ve gelecek zamanı farklı yerlere kodlar. Örneğin geçmiş zaman, bazıları için arkada, bazıları içinse sağ veya sol yanda olabilir. Gelecek ise önünde uzanmış olabilir. Özellikle geçmiş ile ilgili hatıraların kodlandığı yer yaşanan birçok problemin kaynağı teşkil eder.

4- Çözümlenmemiş, olumsuz duygu yüklü anıları bastırır. Amacı kişiyi korumaktır. Yine de baskılanmış bu anılar ile ilgili semptomlar yaratmaktan da geri kalmaz. Örneğin kişinin yaşadığı taciz olayını bastırır ama kişinin kirlenmişlik hissini temizlik takıntısı ile dışa vurur. Bunu klasik bir obsesif-kompülsif durum olarak görürseniz tedavi şansınız kalmaz. Bu davranışı baskılasanız bile ya bir süre sonra yeniden ortaya çıkar ya da şekil değiştirir.

5- Bastırılmış anıları çözüm için sunar. Bir davranışın neden yapıldığını açıklamak ve “sahibini” korumak için bunu yapar. Ama sunduğu anının, o davranışla ilgili olması gerekmez. Sadece mantığınıza yatması ve o duygusal tepki için “sahibine” hak vermeniz yeterlidir.

6- Bedeni işletir. Bunun için detaylı bir planı vardır: Vücudun şimdiki halinin ve mükemmel sağlığın planına sahiptir. Bu nedenle bilinçaltının yarattığı psikosomatik rahatsızlıkları yine bilinçaltının yardımıyla gidermek mümkündür. Bazen bunu kendisi de yapar. Örneğin sınav kaygısı yüksek bir öğrencinin bilinçaltı kaygıyı yaratan sınavdan sahibini korumak için bağırsak sistemini bozabilir, o geceyi acilde baygın geçirtebilir, elleri ayakları, sanki sinir ucu iltihaplanması varmış gibi tutmaz olabilir vs. Ve sınav saati gelip geçtiğinde sahibini tekrar eski haline getirebilir. Aynı zamanda Yüksek Benliğin işleyişini kontrol eder.

7- Bedeni korur. Bedenin bütünlüğünü korur. Hücre düzeyinden sistemlere, sistemlerin uyumlu çalışmasına kadar bütün bedenin işleyişini bir an bile bırakmaksızın kontrol eder. Siz nefes almayı unutabilirsiniz ama o unutmaz.

8- Duyguların hâkimidir. Bilinçaltı tüm duygularımızın kaynağı ve yerleştiği yerdir. İnsan duygudan bir an bile çıkamaz. Bir duygu durumundan bir başkasına geçer ve bütün davranışların altında duygular vardır. Bilinçaltı olaylar ve duygular arasında bağlantılar kurar. Kurulan bu bağlantılar ve yüklenen anlamlar davranışlarımızın gerçek sebepleridir. Bir davranışı değiştirmek için ona yüklenmiş anlamı göz ardı eden yaklaşımlar, bilinçaltı karşısında yetersiz kalmaktır. Örneğin eğer sigaraya kendine güven gibi bir anlam yüklenmişse, bu anlamı yükleyebileceği yeni bir davranış seçeneği sunmazsanız sigarayı bırakmanıza izin vermez. Bulunan davranış seçeneğinin de en az sigara kadar kolay ulaşılabilir olması gerekir.

9- Son derece ahlaklıdır. Size öğretilen ve içinde yetiştirildiğiniz ahlaksal yapıya sıkı sıkıya bağlıdır. Tersi davranışlarda yaşanan suçluluk duygusu bazen bir ömür boyu sürer. Bu kez de bilinçaltı kişiyi cezalandıracak bir hastalık veya bir mahrumiyet yaratabilir.

10- Hizmet etmekten hoşlanır, gerçekleştirmek için net ifadelere ihtiyaç duyar. Bilinçaltı sahibi ne isterse sahibine onu verir. Yalnız bilinçaltı çok istediğimiz veya hiç istemediğimiz şeylere, yani iyi konsantre olduğumuz şeylere ulaşmamızı çabuklaştırır. Bundan dolayı Hipnozda kişi hep olumlu olana, istenen duruma yönlendirilir.

11- İstenene ulaşılması için kaynaklar üretir, muhafaza eder, dağıtım yapar ve “enerji” iletir. İsteme noktasında dikkatli olmak gerekir. Sürekli ölmek istediğini söyleyen biri, sonunda bilinçaltını tedavisi çok zor ya da imkânsız bir hastalık yaratmaya itebilir.

12- Negatif olanı doğrudan işleme koymaz. Konuşma dilindeki olumsuzluk eklerini algılamaz. Örneğin “artık korkmak istemiyorum” sözünün bilinçaltı için doğru versiyonu şu soruya verilen cevapta saklıdır: “Korku duygusu yerine hangi duyguyu yaşamak isterdin?”  

13- Bilinçaltınıza ne ekilirse onu biçersiniz. Özellikle çocukluk döneminde çevre kişiye nasıl davranmış ise bilinçaltı bunları benimser. Kişiye ve kişinin çevresine aynı davranışları yansıtır. Bu nedenle birçok insan anne ve babaları gibi olmayacaklarını bilinçli tercihleri olarak dile getirseler bile, yaşları ilerledikçe anne ve babalarına benzerler.  Bilinçaltı kendini nasıl algılıyorsa kişinin davranışlarını da bu algılar doğrultusunda belirler. Bilinçaltı algılar hipnoz ile değiştirildiğinde istenmeyen davranışlar da değişir. Kısacası bilinçaltınız ne ise davranışlarınız da o olma durumundadır.

14- Tüm algıları gerçekleştirir ve kontrol eder. Bunlar alışılmış, olağan algılar olabildiği gibi telepatik algılar da olabilir. Örneğin uzaktaki bir sevdiğinizi sebepsiz düşünmeye başladığınızda o kişiden bir telefon alabilirsiniz. Ya da bir rüya ile olabilir bu… Bu algıları alır ve onları bilinçli zihne gönderir.

15- İçgüdülerden sorumludur ve alışkanlıklar üretir. Alışkanlıklar aslında üçe ayrılabilir: İyi, kötü ve günlük alışkanlıklarımız. Bunların kontrolü tamamen bilinçaltındadır. Bilinçli olarak yapmaya başladığınız bir davranışa, bilinçaltı bir duygu yükleyerek kaydeder ve davranış tamamen onun kontrolüne geçer. Bu nedenle bu derinlikteki sigara alışkanlığınızı bırakamazsınız… Bıraktıktan bir süre sonra geri dönüşler olur.

16- Bir davranış yer edene kadar tekrarlamaya ihtiyaç duyar. Bir kez yer ettikten sonra da davranışı bırakmaz. Çünkü değişimden ve yenilikten nefret eder. Geçmişteki duygu, düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi sevmez. Geçmişteki olaylara verdiği tepkileri, yeni olay ve durumlar farklı olsa da sürdürür. Bu da aslında sahibini sıkıntıya sokar. Örneğin çocukken büyüklerin yanında bir davranıştan dolayı birkaç kez yüzü kızaran biri, artık istemese de her otoriteyi temsil eden insanların karşısında aynı durumu yaşatabilir.  Bilinçaltı değişim yönünde tembeldir. Bir kez doğru olduğunu kabul ettiği bir inanç edindikten sonra o inancı destekleyen bilgiler dışındakilere karşı kendini kapatır. Zaten bu nedenle “sokma akıl yedi adım gitmez” der atalarımız. Yani nasihatin çoğunlukla işe yaramamasının sebebi budur.

17- Bilinçaltı oldukça inatçı, ısrarcı ve sabırsızdır. İhtiyaçları karşılanana kadar bir bebek bıkmadan ağlar.

18- Durmaksızın daha fazlasını aramaya programlanmıştır. Her zaman keşfedecek daha fazlası vardır. Bilinçaltı çocuk merakıyla 7 gün 24 saat durmadan çalışır.

19- En iyi şekilde bir bütün olarak çalışır. İşlev için bölümlere ihtiyaç duymaz.

20- En az çaba ilkesiyle işlevini yerine getirir. En az dirençli yolu izler. En az çabadan kasıt, işlevini yerine getirirken gerektiği kadar enerji ve zaman kullanımıdır. Ne daha az ne daha çok.

21- Semboliktir. Sembolleri kullanır ve onlara karşılık verir. Bilinçaltı bir sembolle birçok anlam ifade edebileceği gibi birçok resimle bir anlam ifade etmeye de çalışabilir. Hatta psikolojik sorunlar ve hastalıklar da aslında bilinçaltının sembolik dilini kullanarak mesaj verme biçimi olabilir. Örneğin bilinçaltındaki statü kaybetme korkusu, yükseklik korkusu ya da uçak korkusu olarak kendini ifade edebilir.

22- Her şeyi kişisel olarak yorumlar. Bilinçaltının en büyük kaygı nedeni bireyin kendisidir.

23- Her şeyi abartmak bilinçaltının doğasında vardır. Çünkü en fazla altı yaşındaki bir çocuk gibi hareket eder. Ve çocuk merakıyla öğrenir. Merakını gideremez ise saldırganlaşabilir.

24-  Bilinçaltı başarısızlığı asla kabul etmek istemez. En büyük korkusu başarısız duruma düşmektir.

25-  Bilinçaltı bilinci suçlayabilir, uyarabilir ve cezalandırabilir. Tüm bu faaliyetlerinin amacı kişinin benliğini korumaktır. Bilinçaltı bu koruma görevini yaparken bazen kişiye zarar verebilir. Çünkü bilinçaltı her türlü tehlikeye karşı kişiyi koruma üzerine programlanmıştır. Tehlikenin hayali veya gerçek olması onun için fark etmez… Sırf bu görevini yerine getirmek için mutlu anlarımızdan daha çok mutsuz anlarımızı kaydeder. Amacı aynı hatayı tekrar yapmamızı engellemektir ama bu olumsuzluklar biriktikçe bizi depresyona kadar götürebilir. Hatta geçmiştekine benzer bir görüntü yaratıp bizi bir hayale karşı da koruyabilir. Olumsuz hatıralara karşı korur.

26-  Bilinçaltı kendine yalan söyleme konusunda pek başarılı değildir ama yalan söylemeye devam eder. Söylediği yalanlara kendini inandırmak için kişiyi bazen anormal duygu düşünce ve davranışlara yönlendirebilir. Belki de Jung “Gizli nevroz taşıyan birçok kişi akıl hastalığına, sanki diğerlerinin daha az deli olduklarını kanıtlamak için yakalanırlar.” Derken bunu söylemek istemiş olabilir.

27-  Bilinçaltı zaman algısına sahip değildir. Bu kritik aklın gelişimiyle ortaya çıkar ve bir sol beyin faaliyetidir. Örneğin 7, bazen 9 yaş altındaki çocuklar istenmeyen bir davranış yaptığında bir ceza verilecekse hemen o davranışı takiben verilmelidir. Ertelenen ceza uygulamaya konduğunda, o olayı çocuk çoktan sildiğinden cezayı neden aldığını anlamlandıramaz. Ve daha sonra istenmeyen davranış tekrarlandığında bu kez cezayı veren ya cezanın şiddetini artırır ya da bu çocuk adam olmaz deyip yılgınlık yaşayarak pes eder. Aynı şey istenen davranış gözlendiğinde ödüllendirme için de geçerlidir. Buna dikkat edildiğinde çocuk davranışı ile ödül/ceza arasında bir bağlantı kurabilir.

28-  Bilinçaltı şimdiyi yaşarken aynı zamanda geçmişi de yaşayabilir. Bu olduğunda özellikle travmatik yaşantıları olanlar için çok zorlayıcıdır. Geçmişte yaşanan bir acı verici olayı bütün yönleriyle sürekli yaşamak kişiyi intihara kadar götürebilir. Aslında benzeri olaylara karşı bireyi koruma çabası kişiye bu derece zarar verir. Yıllarca depresyondan çıkamayan insanların yaşadığı da budur.

29-  Tüm psikolojik sorunlar bilinçaltı tarafından oluşturulur veya ilk kaynakları bilinçaltıdır. Hepsinin kişiye ve onun çevresine mesaj veya mesajları vardır. Bu anlaşılmadıkça bilinçli çabaları içeren müdahaleler genellikle sorunları çözmekte yetersiz kalır.

30-  Bilinçaltı benliğin kendilik değerini tehdit altında hissederse kendilik değerini arttırmak yerine başkalarını değersiz kılıcı duygu, düşünce ve davranışlara yönelebilir.

31-  Bilinçaltı, bazı olumsuz şartlar ve duygular tarafından sıkıştırıldığında veya aşırı yüklendiğinde genellikle zincirin en zayıf halkasından kopması gibi bilinç düzeyine en yakın duyguları harekete geçirir.

32-  Bilinçaltı, bilinci dengeler. Jung “Bilinç dışa dönük olduğu zaman, bilinçdışı içe dönüktür, bilinç içe dönükse, bilinçdışı dışa dönüktür.”der. Bunu şöyle kontrol edebilirsiniz: Kalabalıkta gözlerinizi kapatın ve o an nelere dikkat ettiğinizi fark edin. Sonra gözlerinizi açın ve bir süre sonra dikkatinizi nelere odakladığınızı fark edin.

33-   İster bilinçli ister bilinçdışı görünsün her davranışın altında, bilinçaltı bir motivasyon mutlaka bulunur. Tembelliğin bile.

34-  Bilinçaltında bir olayın sonuçları aynı olayın nedenlerini oluşturabilir. Yani korku daha büyük korku doğurabilir.

35-  İyi canlandırılmış bir hayal ile gerçeği birbirinden ayırt edemez. Ve hayale de gerçekmiş gibi tepki verir. Bunun en iyi örneği rüyalardır. Rüyayı gören bilinçaltıdır. Ve o kadar canlı gerçekleştirir ki bunu, rüyanın içeriğine uygun olacak şekilde bedensel tepkilerimizi yeniden düzenler. İşte bilinçaltının bu özelliği hipnozu verimli kılar.

36-  “Öyle insanlar vardır ki yaşamlarının gerçek anlamı, gerçek önemi bilinçaltındadır. Bilinçli zihinleri aldatmadan ve yanılgıdan ibarettir.” Carl Gustav Jung

37-  Her bir düşünce veya fikir, bir fiziksel reaksiyona neden olur. Kişinin düşünceleri bedeninin tüm fonksiyonlarını etkileyebilir. Örneğin Endişe içerikli düşünceler, midede birtakım değişimler yaratarak ülsere yol açabilir. Öfke içerikli düşünceler, böbreküstü bezlerini uyararak, kandaki adrenalini arttırır ve birçok beden değişimlerine neden olur. Kaygı ve Korku en hafifini söylemek gerekirse kişinin nabzını etkiler. Duygusal içeriği yoğun olan fikirler genellikle kolayca bilinçaltına ulaşır. Bir kez bilinçaltına ulaşınca, bu düşünceler tekrar tekrar aynı vücut reaksiyonlarını oluşturur. Bu da fiziksel rahatsızlıklara yol açar. Bu kronikleşen olumsuz vücut reaksiyonlarını ortadan kaldırmak için bilinçaltına ulaşmak ve bu duruma yol açan fikri değiştirmek gerekir.

38-  Kabul edilen fikrin kendini gerçekleştirme eğilimi vardır. Beyin ve sinir sistemi sadece zihinsel görüntülere tepki verir. Bu zihinsel görüntünün nereden geldiğinin bir önemi yoktur. Bu zihinsel resim bilinçaltı için bir asıl plan olur ve bu planı gerçekleştirmek için çalışmaya başlar. Korktuğumuz şeyin başımıza gelme sebebi budur. Ona ait resmi farkında olmadan bilinçaltımıza yerleştiririz ve bilinçaltımız o resmi bizim için gerçeğe dönüştürür. Ta ki resmi değiştirene kadar… Örneğin birçok insan, çok kötü bir şeyin başlarına geleceğini düşündüren bilinçaltı zihinsel beklenti olarak da tanımlanabilen, kronik anksiyeteden şikâyet eder. Oysa olumlu zihinsel beklentiye sahip insanların daha az hasta oldukları da bir gerçek. Bizim fiziksel sağlığımız tamamen zihinsel beklentimize bağlıdır.

39-  Hayal bilgiden çok daha güçlüdür. Hipnoz yaparken hatırlanması gereken çok önemli bir kural vardır: Hayal, sebebi etkisiz kılar. Örneğin kıskançlık nedeniyle işlenen cinayetlerin hemen hemen hepsinde katilin zihninde aşırı hareketli görüntüler vardır. Gerçek olmadığı bilgisi tepkisine engel olamaz.  Genellikle düşünceye eşlik eden güçlü bir duygu örneğin, öfke, nefret, sevgi veya politik ya da dini inançlar ile hayal birleştiğinde değiştirilmeleri imkânsız hale gelmektedir. Bu durumda hipnozu kullanarak, bilinçaltındaki resimleri ortadan kaldırabilir veya daha iyi hale getirebiliriz.

40-  Bilinçaltı tarafından bir fikir kabul edildiğinde, kabul edilen fikir, başka bir fikirle değiştirilene kadar olduğu gibi kalır. Bununla birlikte bir fikir bilinçaltında ne kadar uzun süre kalmışsa yerine geçecek fikrin o derece muhalif olması gerekir. Bir fikir bilinçaltı tarafından kabul edildiğinde, artık o değişmez bir düşünce kalıbı haline gelir. Örneğin bazıları sinirlendiklerinde daha sakin olabilmek için içki, sigara veya bir sakinleştirici almaları gerektiğine inanırlar. Bu doğru değildir ama fikir oraya, bilinçaltına saplanmıştır. Doğru fikirlerle değişmesi için muhalefet gerekmektedir. İyi ve kötü alışkanlıklarımız da bu şekilde yerleşir. Önce bir düşünce ve onu takip eden bir davranış gelir. Alışkanlıklarımızı değiştirmek istiyorsak, önce düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekmektedir.

41-  Her bir telkin, bir önceki başarılı telkinden sonra daha kolay kabul edilir. Örneğin kişi göz kapaklarının ağırlaştığını kabul ettikten sonra onları açamayacağını kabul etmesi daha kolay olacaktır. Ya da birine sürekli salak ve beceriksiz olduğu söylendiğinde kişi bunu kabul edince başarısız olacağını da direnmeden kabul eder. 

42-  Duygusal nedenlerden kaynaklanan bir semptom, eğer uzun süre varlığını devam ettirirse organik değişime neden olur.  Birçok bilim adamı hastalıkların çoğunun organik değil, fonksiyonel olduğunu kabul etmektedirler. Bilinçaltının olumsuz düşünceleri, sinir sistemini etkilemekte ve bunun sonucunda organların fonksiyonlarını yitirmesine neden olmaktadır. Eğer hastalıktan korkar, her zaman ağrıyan mideden veya gergin baş ağrılarından bahsederseniz, organik değişiklikler olmaya başlar.

43-  Bilinçaltı ve onun fonksiyonları ile iletişim kurma esnasında bilinç ne kadar çalışırsa bilinçaltı da o kadar az cevap verir.  Bu durum hipnoz uygulamasında iradenin neden var olmaması gerektiğini açıklar. Uyumak için kendini zorlayan birinin bir türlü uyuyamaması bu nedenledir. Ve bu tam tersi için de gereklidir. Uyumamalıyım diyen biri uyanık kalmak için kendini zorladıkça uykuya yenik düşer. 

Bunlar size de tanıdık geliyor mu?

Sevgiyle Kalın...

(Alıntıdır)