19 Mart 2012 Pazartesi

Korkularınızı Kontrol Etmek.

Tüm davranış kalıplarının temeli, beynin çalışma sistematiğine dayanır.

Korkunun da bir sistematiği vardır. Eğer bu durumu davranışlarımızda gözlemleme alışkanlığına kavuşturursak, sahip olduğumuz ya da olacağımız her türlü korku ve kaygının da üstesinden gelmiş oluruz. Bu alışkanlığa biz “farkındalık” ta diyebiliyoruz. Farkındalık, bir açıdan da duyguları kontrol etme gücüdür. Aynı zamanda kendini tanımanın diğer adıdır.

Farkındalık konusunda bilgi sahibi iseniz, kendinizi tanıma konusunda, hiçbir zaman tam anlamıyla kendinizi tanıyamayacak olmanızın gerçekten ürkütücü olduğunu da anlamışsınızdır. Bu kendini bilme, tanıma, öğrenme veya farkındalık denilen şey, siz ölene kadar devam eder. Öldüğümüzde ise kendimizi (öz) tamamıyla tanımış ve fiziksel olarak neden bedenlendiğimizi, neleri deneyimlediğinizi, ters motivasyonlara rağmen neleri anlamayarak deneyimleyemediğinizi de anlamış oluruz. Ne kadar enteresan bir durum değil mi?

Kişisel gelişim konusunda sadece beynin çalışma sistematiğini bilmek de yeterli olmuyor. Örneğin çakra bilgisi, bilinmesi gereken önemli konulardan sadece biri. Enerji nedir? Enerji vücudumuzda nasıl akar? Bilinçaltı negatif çekirdek inancımız nedir? Ne zaman ona sahip kılındık? Kim bu konuya destek verdi? Bu negatif çekirdek inanç bize hangi Yaşam Amacımızı göstermeye çalışıyor? Bunlar hep cevapları bulunması gereken sorular. Hadi devam edelim...

Duygularınızı kontrol edemezseniz duygularınız sizi kontrol eder.

Bu bir kuraldır. Ne yazık ki insanların % 99,9’u belki biraz daha fazlası duygularını kontrol edemiyor. Bunu neden yapamıyor? Çünkü kolay bir şey değil. Her davranışın yeri ve zamanı vardır. Örneğin size çok yakın birini kaybettiğinizde duygularınızı serbest bırakıp ağlamanız gerekir. Bu konuda kendinizi kontrol edebileceğiniz sınır, aşırı tepki vermeme hususudur. Esasında özün farkına varmış isek bu durumu çok daha kolay ve hızlı şekilde aşabiliriz. Düşünsenize ölene mi ağlıyoruz yoksa onu bir daha göremeyecek olduğumuza mı? Hadi düşünün bu durum Egosal bir davranış değil midir?

Bütün davranışların temeli beynin çalışma prensiplerine dayanır demiştik. Her duygu için geçerlidir bu. Şimdi korkunun beyinde nasıl işlendiğini görelim.

Hep söylenir bilinçaltı şöyle, bilinçaltı böyle. Fakat kimse bunu tam anlamıyla açıklamaz. Ne olduğunu tam anlamıyla kimse bize anlatmaz. Sadece bazı davranışları örnek verirken, bilinçaltı hakkında fazla bilgimiz olmadığı halde, “bilinçaltına yerleşmiş” falan deriz. Bilinçaltı, otomatik kazanılmış davranışlarımızın kaynağıdır. Buna fobi dediğimiz korkularımız da dahildir. Araba sürerken pedalların ve vitesin nerde olduğunu düşünmeden hareket ediyorsak bu bilinçaltı sayesindedir. Yine yazı yazarken ya da kitap okurken,yemek yerken, yürürken rutin sergilediğimiz davranışlar bilinçaltı sayesindedir. Otomatik olarak yapılan şeyler yani kalıplardır.

Bilinçaltı, saniyede binlerce bilgiyi depolar. Bunu fark etmezsiniz. Bu yazıyı okurken dışarıdan geçen arabaların sesini, yan odada çalan radyoyu, kedinizin miyavlamasını, içerde yemek yapan annenizin söylediği şarkıyı, işyerindeyseniz, çalışma arkadaşlarınızın ya da müşterilerin konuşmalarını hep kaydeder.

Peki, bilinç ne yapar? Bilinç de sizin bu yazıyı okumanıza yardımcı olur. Eğer okuduğunuzu anlıyorsanız bu bilinciniz sayesindedir. Sadece okuyorsanız da bilinçaltı sayesinde. Diğer tarafta msn de arkadaşınıza bilincinizle cevap verirsiniz. Excel’de yapacağınız hesap tablosunu bilinciniz sayesinde düzenlersiniz. Bilinçaltı ve bilinç devamlı bir koordinasyon halindedir. Ne kadar muhteşemiz farkındamısınız? ve koordinasyonu görüyorsunuz değil mi?

Korkunun nasıl oluştuğunu anlamak için ham bir beyni ele alalım. Bir yaşında henüz emeklemekten yürümeye yeni geçmekte olan bir bebeğin korkusu bu. Annesinin, yerde emeklerken odanın içinde bulunan sobaya doğru hareket ettiğinde cıs diyerek uyarı vermesi sebebi ile yanına yaklaşmaya çekindiği nesneden korkması için henüz bir neden yok. Yürümeye yeni başladığı için sağa sola tutunarak ayağa kalkması ve dengesini kaybedip sobanın üzerine doğru düştüğünde, yüzünü düşeceği nesneden korumak için elini öne doğru attığında, artık o nesnenin kendisi için gerçekten korkutucu olduğunu öğrenmiş bulundu. Annesinin çığlıkları sobada yanan eli için feryat eden kendi çığlıklarına karıştı. Annesi, hemen yanan ele soğuk bir su tutup acının daha fazla büyümesini engelledi. Akşam babası eve gelip de kendisini kucağına aldığında babasına sobayı göstererek cıs dedi.

Şimdi bu korkunun beyinde nasıl işlendiğine bakalım. Normalde korku denilen şey bilinçlidir. Bilincimiz, korkulacak şey meydana geldiğinde beynimizde bulunan amigdala denilen bölümü (başınızın arkasında ensenin biraz üzerinde iki taraftaki küçük çıkıntılar) uyarır amigdala, bu sayede korku dediğimiz duyguyu meydana getirecek kimyasalları salgılar. Eğer amigdala ya uyarıyı bilinçaltımız göndermiş ise o zaman bunun adı fobi olur. Yani bu korku artık otomatik bir hal alır. Yükseklik fobisi, kedi-köpek fobisi, topluluk içinde konuşma fobisi gibi fobilerin kaynağı bilinçaltıdır. Bize çok komik gelen bir fobi, ona sahip olan için gerçekten elem vericidir. Bu basit korku için devamlı kendini suçlar. Ah benim aptal kafam falan der.

Bununla birlikte bilinç altının şaka kavramı da yoktur, yani şakadan anlamaz. Mutlaka 1, 2 yaşındaki bir çocuğa şaka yapmışsınızdır o anda ağlamaya başladığını da görmüşsünüzdür. Bilinç altına yapılan verilen her mesaj ciddi olarak algılanır ve yerleşir. Bu açıdan sakın kendinize ah ne aptalmışım ne kadar akılsızca bir davranış gerçekleştirdim gibi şeyler söylemeyiniz.

Az önce bir bebeğin korkusunu ele aldık. Şimdi bu korkunun bilince mi yoksa bilinçaltına mı yerleşeceğini irdeleyelim. Bebek sağa sola tutunarak ayağa kalktı ve o çok merak ettiği cıs’ın yanına doğru hamle yaptı fakat henüz tam olarak yürümeyi öğrenemediği için dengesini kaybetti. Dengesini kaybettiğini fark eden annesi bir çığlık attı. İşitsel uyarı. Bu işitsel uyarı başına gelecek olan şeyin gerçekten kendisine acı vereceğini hissetmesi için ilk uyarı oldu. Düşerken cıs denilen nesneyi gördü. Görsel uyarı. Yüzünü cıs’a çarpmamak için elini uzattı ve eli yandı. Duyusal ya da Kinestetik uyarı.

Bu üç uyarı şekli bir insanın bir şeyi tam anlamıyla öğrenmesi yani bilince ya da bilinçaltına yazılması için gerekli uyarı şekilleridir. Eğer bir şeyi tam olarak öğrenmek istiyorsanız. Onu dinlerken görür ve uygularsanız öğrenmenizde çok etkili olur. Bu bir korku olsa bile. Hele hele belli yaş gruplarına kadar çok önemli olan beyin dalgalarının en hassas olduğu anlarda bu uyarılar çok daha önemlidir. Eğer bu bebeğin bilinçaltına bahsettiğim şekilde bir korku yerleşmişse o zaman bunun adı fobi olur. Kendisi küçükken sobada yanan elini hatırlamasa bile, yetişkin bir insan olduğunda bilinçaltı bir soba gördüğünde kendisini uyaracaktır.

Korkular gerekli midir?

Düzgün olarak kontrol edebildiğinizde korkulara da ihtiyacımız olduğu söylenir, gerçi bir süre sonra böyle bir ihtiyaç da ortadan kalkacak ya devam edelim.  Diyelim ki araba kullanıyorsunuz. Hatalı solama yaptınız karşıdan gelen arabaya çarpmamak için uyarıyı size amigdala verir. Hemen direksiyonu ne tarafa kırmanız gerektiği yönünde bir hareket yaparsınız. Eğer amigdala size korku uyarısını vermemiş olsaydı. Karşıdan gelen arabaya çarpmanın korkulacak bir duygu olmadığını düşündüğünüzden sürmeye devam edecektiniz. Başka bir örnek. Yolda yürüyorsunuz karşıdan ağzında salyalar akarak size doğru koşan bir köpek var. Burada yapacağınız iki korku davranışı var. Bunlardan birincisi, tabana kuvvet kaçmak, ikincisi de durup savaşmak. Eğer amigdala size korku uyarısını vermeseydi, hiçbir şey yapmayıp kuduz köpeğin kurbanı olacaktınız.
Bütün korkular yukarıda anlattığım şekilde gerçekleşmez. Örneğin kaygı dediğimiz bir çeşit korku da amigdala uyarımı sayesinde olur. Küçük bir çocuğa sorduğunuzda sizin kaygı diye isim taktığınız şeyi korku olarak açıklayacaktır. Daha henüz kaygı terimini öğrenmemiştir çünkü.

Kaygı, fobi denilen öğrenilmiş, otomatikleşmiş korkulardan farklıdır. Fobiler ve kaygılar mutlaka aşılması gereken korkulardır. Bunlar aşılmadığı sürece stres dediğimiz duygulara sebep olur. Stres ise psikosomatik hastalıkların kaynağını oluşturur. Psikosomatik hastalıklar çok tehlikeli kanser türlerinden ülsere kadar bir çok irili ufaklı hastalıklar olabilir. Nefret ise kanserin tohumudur.

Kaygı, korkunun bir versiyonudur. Gereksiz korkular ve kaygılar için neler yapabiliriz?

Özellikle fobi konusunda çok çeşitli yöntemler var. Bunların arasında en önemlilerinden biri de NLP dir. Yine fobiler için bilinçaltına inip hipnoz yöntemi kullanılabilir.

Kaygıda ise temel sebep An’ı yaşamamaktır.

Bilinç, geçmiş kötü anılar ve gelecek kaygısı arasında gider gelir. Sizi gerçekten sıkıntıya sokan bir probleminiz, geçmiş kötü anılarınızdan kurtulamayan bir bilinciniz, depresif bir yapınız ve devamlı gelecek ile ilgili bir kaygınız var ise kişisel gelişim konusuyla cidden ilgilenmeniz ve bu konu hakkında çalışma yapmanızı ve destek almanızı önemle rica ediyorum.

Sorunlarımız en dayanılmaz noktaya geldiğinde çözüm için arayışa başlamak, sorunun başladığını anladığımız zamanda çözmekten biraz daha uzun biraz daha acı verici ve biraz daha zordur. Mesajları vaktinde almak ise bize daha mutlu bir hayat verir.

Sağlıklı mutlu ve güzel günler diliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder